Thorstein Veblen – Aylak Sınıfın Teorisi – Özet

Thorstein Veblen’in Aylak Sınıfın Teorisi‘ni (The Theory of the Leisure Class), 1899’da Amerika’da yayımladı. Bu dönem, yeni zenginleşen sanayici ve finans sınıfının statü ve zenginliğini nasıl sergilediğiyle şekilleniyordu. Veblen, tüketimin salt ihtiyaç veya fayda için değil, statü göstergesi olarak yapıldığını öne sürerek gösterişçi tüketim gibi kavramları literatüre kazandırdı. Günümüzde de sosyoloji ve iktisatta temel metinler arsındadır.

Sitedeki diğer kitap özetleri için Kitap Özetleri ile Düşünce Tarihinde Yolculuk sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Barbarlık zamanlarında aylak sınıfın en gelişmiş haline feodal Avrupa ve feodal Japonya gibi toplumlarda rastlanır. Bu toplumlarda en belirgin özellik belli işlerin belli bir sınıfa özgü olmasıdır. Üst sınıflar endüstriyel işlerden muaf tutulur; onlara onur barındıran (savaş, din) işler ayrılmıştır.

Andaman kabileleri, Toda kabilesi, Ainu kabilesi, Güney Afrika yerlileri ve Eskimolar gibi bir aylak sınıfı olmayan toplumlar küçük, barışsever ve bireysel mülkiyetin baskın olmadığı topluluklardır. Aylak sınıf, barışsever yapıdan savaşçı yapıya geçerken filizlenmeye başlar. Ortaya çıkması için topluluk yağmacı olmalı, baskı ve savaş hilelerine alışık olmalıdır. Aylak sınıf, bazı mesleklerin değerli (kahramanlık gibi) geri kalanların değersiz sayılmasıyla oluşan meslek ayrımının sonucudur. Yağmacı kültüre geçiş, yağmacılığın grup üyeleri için genel bir alışkanlık ve onaylanan ruhsal tavır haline gelmesiyle mümkün olmuştur.

Maddi Rekabet

Aylak sınıfın ortaya çıkışı, mülkiyetin ortaya çıkışıyla çakışır. Aylak ve çalışan sınıfın ilk ayrılışına, barbarlığın ilk zamanlarında erkek ve kadın işinin farklılaşmasında rastlanır. Mülkiyetin ilk örneği, kadının topluluğun güçlü erkeği tarafından sahiplenilmesidir. Kadının düşmandan ganimet olarak alınması, mülkiyet-evlilik anlayışına ve erkeğin evin lideri olmasına hız kazandırmıştır.

Özel mülkiyetin temel sebebi rekabettir. Mülkiyet, başarılı akınların ödülü olan ganimetlerle kendini göstermiştir. Bireysel mülkiyet süreklilik kazandıkça sahibinin grubun geri kalanına karşı sağladığı gücün kanıtı olmaya başlar. Endüstriyel faaliyet arttıkça gücün ve başarının göstergesi birikmiş mülk olur. Mal/mülk artık itibarın temeli haline gelir.

Mal sahibi olmak itibarın temeline dönüştükçe özsaygının da bir şartı olur. Mülkiyetin temel sebebi rekabet olduğundan, herkesi memnun edebilecek bir başarıdan söz etmek mümkün değildir.

Boş Zaman

Saygınlık için yalnızca servet veya güç sahibi olmak yetmez; bayağı görevlerden de kaçınılmalıdır. Yunan filozoflarından beri aylaklık, değerli ve güzel bir hayatın olmazsa olmazı görülmüştür.

Aylak hayat, parasal gücün en nihai kanıtıdır.

Emekten kaçınma, üstün parasal başarının geleneksel işareti haline gelir. Emek, fakirliğin kanıtı olarak onursuz sayılır. Bazı kültürlerde emekten utanç öyle güçlüdür ki, Polinezyalı kabile reisleri yemeklerini kendi elleriyle ağızlarına götürmektense açlıktan ölmeyi tercih eder.

Aylak sınıfın karakteristik meşguliyetleri devlet, savaş, spor ve dini inançtır. Bu meşguliyetlerin amacı üretici çaba değil, yağmacılık yoluyla kazançtır.

Aylaklık zamanın üretici olmayan tüketimi anlamına gelir. Boş zaman, maddesel olmayan şeyler şeklini alır: yarı-bilgece veya yarı-sanatsal işler, oda müziği, oyunlar, sporlar. İyi yetişme, kibar davranma, nezaket ve resmi kurallar da boş zamanın göstergeleridir. İyi ve nezaketli davranışlar, zaman ve masraf gerektirdiği için çalışanların erişemeyeceği bir yetkinliktir.

Gösterişli Tüketim

Başkası namına tüketim, aylak sınıfın evriminde önemli bir aşamadır.

Yağmacı kültürün ilk aşamalarında Erkekler, kadınların ürettiğini tüketir; kadınların tüketimi ise yalnızca yaşamak içindir. Üretim dışı tüketim, yiğitlik işareti olarak itibar görür. Uyarıcı kullanımına bağlı sarhoşluk bile üstün statünün işareti olarak şerefli sayılır.

Zenginlik arttıkça, bireysel gösteriş yetersiz kalır; hediyeler, ziyafetler ve eğlencelerle dost ve rakiplerin yardımı sağlanır.

Köleliğin kaybolmasıyla, başkası namına tüketim ve aylaklık görevi giderek kadına kalır. Alt-orta sınıfta evin reisi çalışmak zorunda kalır, ancak kadın onun adına aylaklık yapmaya devam eder. Bu aylaklık, genellikle ev işleri veya sosyal etkinlikler şeklinde maskelenir. Orta sınıf ev kadınının ev işleri, büyük ölçüde gösterişsel israfa dayanır. En fakir ailelerde bile kadın, ailenin maddi haysiyetini gösterişsel tüketimle temsil eder.

Tüketim, bireyin maddi gücünü çevreye kanıtlamanın en etkili yoludur. Şehirlerdeki yüksek hareketlilik ve geçici ilişkiler, gösterişsel harcamayı artırır.

İtibarlı olmak için müsrif olunmalıdır. İsraf terimi burada harcamanın toplamda insan yaşamını doğrudan zenginleştirmeye hizmet etmemesi anlamına gelir.

Yaşam Standardı

Modern toplumda halkın büyük bölümü için fiziksel rahatlığın üstündeki masrafın ana gerekçesi belli bir itibar standardına ulaşma arzusudur. Bir kez benimsenen bu standarttan geri dönmek zordur.

Kişiyi motive eden şey, kendini birlikte sınıflandırdığı kişileri geçme arzusudur. En yüksek sosyal sınıf olan zengin aylak sınıfın kullanım ve düşünce alışkanlıkları hangi hayat şemasının itibarlı olduğuna karar verme ve bunu örnekle ortaya koyma görevini üstlenir.

Gösterişsel tüketim alışkanlığının temelinde yatan arzular, rekabet alanında uygulanan çok eski ve istila edici bir insan doğası özelliğidir. Kendini koruma içgüdüsü hariç, kıskançlık eğilimi ekonomik motiflerin en güçlüsüdür. Bu noktada John Stuart Mill’in de dediği gibi, mekanik buluşların insanın günlük zahmetini hafifletip hafifletmediği sorgulanır hale gelir.

Maddi Zevk Kanunları

Tüketicinin başlıca hareket kuvveti itibar kanunlarına göre yaşamak ve düzene uygunluk arzusudur. İtibar amaçlı israf görev, güzellik ve gerçek duygusunu etkiler.

Modern toplumlarda ahlak kurallarının göze çarpan özelliklerinden biri mülkiyetin kutsallığıdır. Bu kapsamda zenginliğe öncelikle gösterişsel tüketime geçmesi için değer verilir.

Gösterişsel israf düzeni, dinsel tüketiminin büyük bir bölümünden sorumludur. Kutsal binalar, cüppeler ve benzeri dinsel tüketim malları itibarlı derecede müsrif harcama gözetilerek inşa ve dekore edilir. Rahip esvabı pahalı ve kullanışsızdır. Başkası namına tüketimin sonucu, tüketicinin yaşamı değil, efendinin itibarını zenginleştirir.

İtibar kurallarının tüketim mallarının güzelliği ile ilgili popüler kanaat üzerinde belirleyici bir etkisi vardır. Kıymetli taşlar gibi objeler, hakiki güzelliklerinin yanı sıra gösterişsel israf unsurları olarak da fayda sağlarlar. Fakat sahiplerine faydaları tüketilmelerinden sağlanan onurdan kaynaklanır.

Güzellik duygusuna hitap eden değerli obje hem güzellik hem de pahalılık gereklerini yerine getirmek zorundadır. Moda, şekiller, renkler ve malzemeler konusunda neyin uygun olduğunu belirler. Fakat pahalı olmayan güzel bir cismin güzel olmadığı varsayılır.

Zevk meselesinde sınıflar arasındaki fark vardır ve genelde üst sınıfları zevkleri dayatılır. Kısa biçilmiş çim bahçe, üst sınıfların zevkine hitap ederken, otlayan hayvanların kullanımı adaba uymaz. Kamusal parklarda da otlatma yerine pahalı bakım yöntemleri tercih edilir.

Zevkin para ile yönlendirilmesi, hayvanlara bakışta da izlenebilir. Üretime hizmet eden hayvanlara (inek, domuz, koyun, çeki atı) güzellik atfedilmezken, hiçbir üretime hizmet etmeyen hayvanlar (papağan, kedi, köpek) gösterişsel tüketim malları olarak güzel kabul edilir. Koşu atı da pahalı, müsrif ve sınai amaç bakımından kullanışsız olduğu için itibarlıdır.

Kadın güzelliği idealleri de ekonomik devirlere göre değişir. İdeal kadın zarif ve küçük el-ayaklara ve ince bir bele sahip olmalıdır. Bu özellikler, kadının işe yarar çaba sarf edemeyeceğini ve sahibi tarafından desteklenmesi gerektiğini gösterir. Kullanışsız ve pahalı olduğu için maddi güç kanıtı olarak değerlidir.

Hiçbir mal sadece maddi yeterlilikle sınavı geçemez, itibar unsurunu da göstermelidir. Bu, üreticileri itibar talebini karşılayacak mallar üretmeye yönlendirir. Görünen pahalılık bir iş görürlük kuralı haline gelir ve tüketim maddelerinin toplam maliyetini yükseltir.

Makine yapımı mallar, el yapımı mallara göre amaca daha uygun hizmet verse de, el işçiliği daha israflı olduğu için itibarlıdır. El yapımı eşyaların üstünlüğü, çizgilerdeki belli bir kabalık payından gelir; bu pay ne acemi işçilik gösterecek kadar geniş, ne de makine hassasiyetini andıracak kadar dar olmalıdır. Makine yapımı malların kusursuzluğu, el yapımı malların görünen kusurlarına kıyasla itibarsızdır.

Giyim

Diğer tüketim biçimlerine kıyasla giysi, her zaman görünür olduğu için kişinin maddi durumunu ilk bakışta tüm gözlemcilere sergileme avantajına sahiptir. Hiç kimse, giysiye yapılan harcamaların saygın bir görünüm için yapıldığını inkar edemez. Pahalı olmayan bir giysi içgüdüsel olarak bayağı kabul edilir.

Kadın giysisi, erkek giysisinden bu noktada daha ileri gider. Yüksek topuklu ayakkabılar en basit bedensel işi bile zorlaştırır; etek ve diğer kadın giysisi parçaları giyeni faydalı tüm çabalar için yeteneksiz kılar. Korse ise, öznenin canlılığını azaltarak kadını kalıcı ve belirgin şekilde işe uygunsuz kılan esaslı bir sakatlamadır. Kadın giysisinin bu özellikleri giyenin çalışmaktan muaf olduğunu vurgular.

Değişen moda da gösterişsel israf kanununun bir sonucudur. Her giysinin kısa sürede kullanımdan kalkması, müsrif harcamayı artırır. Modada yenilikler, estetik duygumuzu tatmin edecek bir şeyin huzursuzca aranmasıdır.

Kadın giysisi, başkası namına aylaklık ve tüketimin bir ifadesidir. Saygıdeğer kadınlar için faydalı emek küçültücüdür. Kadın giysisi, giyenin faydalı bir işle ilgili olmadığını vurgulamak için mümkünse özel olarak tasarlanır. Kadın, evin reisinin ödeme yeteneğinin kanıtlanmasından sorumludur ve ideal şemada onun tek ekonomik işlevi, madde ve çabanın gösterişsel israfına odaklanmaktır. Yüksek topuk, etek, korse gibi unsurlar, kadının hala erkeğin ekonomik bağımlısı olduğunun kanıtlarıdır.

Muhafazakarlık

İnsanın toplum içindeki hayatı bir varoluş mücadelesi ve uyum sürecidir. Aylak sınıf, yaşam araçları için mücadele etme zorunluluğundan diğer sınıflardan daha az etkilenir. Bu nedenle Aylak sınıf muhafazakar sınıftır; görevi hareketi geciktirmek ve eskimiş şeyleri muhafaza etmektir.

Bu tutuculuk, zenginliğin bir saygınlık işareti olarak görülmesi nedeniyle onursal bir değer kazanmış ve toplumun itibarlı kesiminin bir özelliği haline gelmiştir. Yani bir anlamda tutucu olmak saygıdeğer, yenilikçi olmak ise adaba aykırı kabul edilir. Yoksul kişiler ise yarını düşünecek güce sahip olmadıkları için tutucudurlar.

Aylak sınıf kurumu kültürel gelişmeyi üç yolla engeller:

  • Kendi içsel hareketsizliği ve tutuculuğu
  • Gösterişsel israf ve tutuculuk ile alt sınıflara örnek olması
  • Dayandığı eşitsiz zenginlik dağılımı sistemi (ve bunun muhafazası için çalışması)

Aylak sınıfın mevcut düzeni korumakta maddi bir çıkarı vardır sonuçta. Bu sınıfın ekonomik süreçle ilişkisi parazit karakterdedir; sömürüye dayanır, üretim ve hizmete değil.

Cesaret

Aylak sınıf, endüstriyel toplum sayesinde yaşar ve onunla ilişkisi paraya dayalıdır. Aylak sınıfa dahil olmanın yolu kazanca götüren yetenek ve eğilimlere sahip olmaktır.

Bu insanın belirgin kılan başlıca özelliği kavgacılıktır. Bu eğilim savaşçı ruh, daha sonra da vatanseverlik olarak adlandırılmıştır. Aylak sınıf için bu bir onur meselesidir; savaşmak onurludur ve savaşçı ruh hayranlık uyandırır. (Savaşmayı seven ancak aylak sınıfa karşı tek grup alt sınıf suçlulardır)

Düello, dövüşmeye hazır oluşun bir ifadesidir ve aylak sınıfa özgü bir olgudur. İstisnalar, askerler ve denizciler ile alt sınıf suçlulardır.

Aylak sınıf, çocukluk ve gençliğe özgü karakter özelliklerine yakınlık gösterirken yetişkinliğe karşı inat gösterir. Kabadayılık taslayan suçluyu ve resmiyete düşkün beyefendiyi sıradan kalabalıktan ayıran özellik, ikisinin de ruhsal gelişiminin belli bir noktada kalmış olmasıdır. Modern endüstriyel toplumların ortalama yetişkin bireyinin ulaştığı olgunluğa erişmemişlerdir. Bu çocuksu mizaç hem üst hem de en alt sosyal tabakada karşımıza çıkar.

Mesela spora olan bağlılık, erkeğin manevi gelişiminin bir noktada durduğunun göstergesidir. Spor, yağmacı kültürden bu yana en üst düzey ve en onurlu aylak iş olarak bugüne ulaşan bir etkinliktir. Amaçsız fiziksel çaba yorucu ve can sıkıcıdır, bu nedenle sahte de olsa gösterişli bir bahane bulunması gerekir. Spor, temelde faydasızlığı ve sahte amaç arayışını örnekler. Rekabet ise en çekici yanlarından biridir.

Atletik sporlarla kazanılmış fiziksel dinçlik, sporcuya avantaj sağlasa da topluma doğrudan faydalı değildir. Bu sporlara duyulan bağlılık, aylak sınıfa özgü tipik bir özelliktir ve alt sınıf suçlularla paylaşılır. Batı medeniyetlerinde spora ilgi duymayan bireylere rastlamak çok güçtür.

Strateji ve kurnazlık, askeri işler ve avın yanında neredeyse her spor dalında mevcuttur. Strateji, insanları politik olmaya ve hileye yönlendirir. Şike, sahtekarlık ve gözdağı verme, atletik yarışma ve oyunların tartışılmaz bir parçasıdır. Spor alışkanlığı hileye olan eğilimi besler.

Saldırganlık (şiddet) ve kurnazlık dar anlamda kendini önemseyen bir zihniyetin ifadesidir, haksız başarıyı hedefleyen bireylerin çıkarlarına hizmet eder. İkisinin de ortak yaşama getirisi yoktur.

Şansa İnanç ve Bağnazlık

Kumar alışkanlığının başlıca unsuru şansa olan inançtır. Bu inanç özünde animist bir kavrayış biçimi olup insanın ilkel doğasına dayanır. Buna ek olarak olası galibin tarafını tutma gibi yağmacı bir şevk de devreye girer.

Animist düşünce alışkanlığı, kişinin gerçekleri nedensel terimlerle değerlendirme yetisini bulandırarak üretim verimliliğini düşürür. Yani kişinin etkin zekasını azaltma yönünde bir etkiye sahiptir.

Animist eğilim duygusu aylak adamın kumar alışkanlığının duygusal temelini oluşturur ve aynı zamanda antropomorfik inançların psikolojik temelidir. Kumar ruhu ile bağnaz düşünce yapısı arasında sürekli bir dönüşüm vardır. Şans, talih, uğursuzluk gibi kavramlar, kişisel bir doğaüstü vasıtanın varlığına dair belirsiz bir inancın ifadeleridir.

Suçlu sınıflar ile aylak adamların her ikisi de antropomorfik tarikatlara (hükümdara kulluk eder gibi hizmet eden dini örgütlenmeler) ve bağnaz uygulamalara ortalamadan daha fazla eğilimlidir. Yağmacı toplumun normu, üstün ve aşağılık, efendi ve köle ilişkisidir.

Bağnazlığın parasal tabakalaşması, düşünce alışkanlıklarındaki sınıf farklarından kaynaklanır. Makine mantığıyla iç içe olan orta sınıf (beyaz yaka, işçi, teknik eleman) aslında en az bağnaz sınıf. Neden? Çünkü modern endüstriyel iş, kişiyi sürekli kişisel olmayan, mekanik, nedensellik zincirine dayalı bir süreçle yüz yüze bırakıyor. Makine ile çalışan kişi, doğaüstü açıklamalara daha az başvuruyor çünkü işi zaten ona bu vida şu yüzden döner mantığını dayatıyor.

Aylak sınıf günlük hayatlarında makinelerle, mekanik/nedensel süreçlerle çok az temas ediyor; zamanlarını daha çok statü, hiyerarşi, kişisel ilişkiler (yani eski tip toplumsal düzenin mantığı) içinde geçiriyorlar. Bu nedenle eski, ilkel zihniyet kalıntılarını (animizm, statü-hiyerarşi düşüncesi, bağnazlık) canlı tutan bir kurum gibi çalışıyor. Yani üst sınıf, ilerlemeci modern düşünceye karşı bir tür fren görevi görüyor aslında.

Kıskandırıcı Olmayan Faaliyetler

Burada kıskandırıcı (invidious) ve kıskandırıcı olmayan”(non-invidious) faaliyetler ayrımı yapılıyor. Bence buradaki anlam türkçedeki kıskanç anlamından çok, statü karşılaştırması yaratan, birini diğerinden üstün gösteren, ayırt edici anlamına geliyor. Yani kıskandırıcı tüketim = sizi başkalarından üstün gösterecek tüketim demek gibi.

Aylak sınıf, geçimini kazanmak zorunda olmadığı için, kim daha üstün yarışına (statü rekabetine) katılmasa da yaşayabiliyor. Bu onlara bir tür özgürlük veriyor; istedikleri şeyle uğraşabilirler, çünkü ekonomik baskı yok.

Bu özgürlüğü olan insanlar, bazen bu enerjilerini hayır işlerine, dini/yarı dini örgütlere, sosyal reform hareketlerine (içki karşıtlığı, hapishane reformu, eğitim, silahsızlanma vs) yönlendiriyor. Bu işlerin çıkarsız gibi görünse de aslında bunlar da statü göstergesine dönüşüyor (kim daha çok bağış yaptı, kimin adı binaya yazıldı gibi). Ama yine de, saf statü yarışına göre bu tür işlerde biraz daha iyi.

Zenginlik kültürü ilerledikçe, üst sınıf artık üretken işten sadece uzaklaşmanın ötesinde gerçekten yardım etmek bile daha az kabul gören bir şey haline geliyor. Ve bu en çok üst sınıf kadınlarında görülüyor..

Kadının toplumsal statüsü, o toplumun kültür seviyesinin bir göstergesidir. Üst sınıf kadını ailesinin statüsünü temsil eden bir figür. Kadının yaptığı her şey, “sahibi” olan erkeğin itibarına yansıyor. Bu yüzden kadına biçilen rol, kendi arzularını (toplumsal faydaya yönelik çalışma isteğini) bastırıp, sadece erkeğin statüsünü yansıtan süsleyici bir alanda kalmaktır.

Yani kadın, üst sınıfta özgür bir birey değil, erkeğin statüsünü sergileyen bir vitrin gibi konumlanıyor. Kadının yaşamı teorik olarak erkeğin yaşamının ikinci dereceden bir ifadesi oluyor.

Bu geleneksel görüşe rağmen, statü ilişkisinin bir biçimde yanlış olduğu ya da en azından modern endüstriyel toplumun amaçlarına yeterince hizmet etmediği yönünde bir duygu gelişmektedir. Yeni Kadın hareketi, iki ekonomik güdüyle açıklanır: Azat olmak ve çalışmak. Talep, etkili işlerden dışlanıp gösterişsel tüketime ayrılmış kadınlardan gelir.

Eğitim

Bu bölüm, Veblen’in en keskin ve en çok alıntılanan analizlerinden biri: yüksek eğitimin kökeninin, aslında “faydalı bilgi”den değil, “aylak sınıf statüsü”nden geldiği tezi.

Eğitimin başlangıçta din adamlığı ile iç içeydi. İlkel toplumlarda öğretilen şey pratik bilgi değil, tören ve ritüel bilgisiydi. Din adamları ellerinde belirli semboller/araçlar (asa, kitap, özel giysi vb.) bulundurmayı uygun görmüşler. Burada oluşan bilgi de haliyle halkın günlük hayatta kullandığı pratik bilgiden ayrı bir şey.

Ekonomik gelişme ile bilgi ikiye ayrılıyor:

  • Faydasız (ekonomik değeri olmayan) bilgi → klasik diller, felsefe, teoloji, edebiyat vb.
  • Faydalı bilgi → mühendislik, ticaret, pratik zanaat bilgisi.

Bu ayrım zamanla yüksek bilgi (faydasız) ile sıradan bilgi ayrımına dönüşüyor. İşe yaramayan bilgi, tam da işe yaramadığı için prestijli sayılıyor. Çünkü kim bu bilgiyi öğreniyorsa, geçimini kazanmak zorunda olmadığını, yani aylak sınıftan olduğunu kanıtlıyor.

Kep, cüppe, mezuniyet törenleri, unvanlar da din adamlığı geleneğinden geliyor. Kolej ve üniversiteler başlangıçta gençleri ya papazlığa ya da aylak sınıf üyeliğine hazırlıyordu. Törensel unsurlar gösterişli israfın bir örneği: pratik hiçbir faydası yok, ama statü göstergesi olarak var oluyor. Yani üniversiteleri özünde aylak sınıfa ait kurumlar olarak şekillenmiştir. Bu süreçte ekonomik yapıdaki değişimle üniversitede prestijin kaynağı din adamı figüründen iş dünyasının önde gelen isimlerine kayıyor (büyük bağışçılar, mütevelli heyetleri gibi).

Yüksekokullar yapısal olarak tutucudur. Asıl modern bilim, endüstriyel sürecin yan ürünüdür (yani pratik ihtiyaçlardan, laboratuvardan, sanayiden doğar).

Zarif ve ağdalı dil kullanımı hem yazıda hem konuşmada etkili bir saygınlık aracıdır. Bu şekilde aylak sınıf farkını sergilemiş olur. Konuşmada zerafet yararlı işlerle uğraşılmadan geçen aylak bir hayatın olası kanıtıdır. Benzer şekilde ağdalı ingilizce yazımı, gösterişli savurganlık kanunu altında saygınlık kurallarının tüm gereksinimlerine cevap verir. Eskidir, hantaldır ve etkisizdir; öğrenimi çok zaman ve çaba tüketir, başarısız olma olasılığı yüksektir. Bu nedenle dil kullanımı bilimde saygınlığın ilk ve en çabuk sınanmasıdır.

Özetle eğitim kurumları ve kültürlü görünmek aslında bir statü sergileme mekanizmasıdır. Üniversiteden akademik jargona, kep-cüppeden düzgün konuşmaya kadar her şey, kimin çalışmak zorunda olmadığını gösteren bir işaret sistemidir aslında.