Platon’un Devlet‘i (Politeia), Batı felsefesinin en önemli eserlerinden biridir ve adalet, ideal devlet ve insan ruhu üzerine derin bir inceleme sunar. MÖ 375 civarında yazılan bu eser, filozof-krallar tarafından yönetilen bir toplum vizyonuyla ahlak, yönetim ve bilgiyi birleştirir. Mağara Alegorisi ve İyinin ideası gibi kavramlarla felsefi düşünceye yön vermiş, Aristoteles’ten modern teorisyenlere kadar geniş bir etki yaratmıştır.
Kitap, Sokrates’in (Platon’un fikirlerini aktardığı) diyalogları biçiminde yazılmıştır. Platon, Sokrates’in ağzından ideal devleti, eğitimi ve ahlakı tasvir ederek hem hocasına saygı gösterir hem de kendi yenilikçi görüşlerini ortaya koyar.
1. Kitap – Doğruluk Üzerine
Kephalos diyaloğu: Yaşlılıkta huzur ve rahatlık, zenginlikten çok iyi huyla ilişkilidir; zenginlik ise vicdan rahatlığı sağlar. Kephalos, yaş ilerledikçe bedensel zevklerin yerini konuşma ve düşünmeye bıraktığını, hırsların azalmasıyla huzur bulduğunu belirtir.
Polemarkhos diyaloğu: Doğruluk, dostlara iyilik etmek, düşmanlara zarar vermektir; ancak bu tanım çelişkiler içerir. Polemarkhos, “herkese hak ettiğini vermek” tanımını dostlara iyilik, düşmanlara kötülük olarak yorumlar. Sokrates, bu tanımı sınar: Bir dosta emanet geri verilirken aklı başında değilse ne olacak? Sokrates, “Kimseye kötülük etmek doğru değildir” diyerek tanımı çürütür; insanlar dost ve düşman algısında yanılabilir.
Thrasymakhos diyaloğu: Doğruluk, güçlünün (yöneticinin) çıkarına hizmet eder; eğrilik ise daha kârlıdır. Thrasymakhos, her toplumda yöneticinin güçlü olduğunu, doğruluğun onun işine yaradığını savunur. Sokrates, yöneticilerin yanılabileceğini belirtir; bu durumda doğruluk, güçlünün işine gelmeyeni de kapsar.
Sokrates, doğruluğun akıl ve iyilik, eğriliğin bilgisizlik ve kötülük getirdiğini; eğriliğin toplumu çökerttiğini savunur. “Doğru adam mutlu, eğri adam mutsuzdur” sonucu çıkar, ancak doğruluğun özü tanımlanamaz.
2. Kitap – Doğruluğun Özü
Glaukon: Doğruluk, kendi başına mı iyidir, yoksa zorlama bir tercih midir?
Glaukon, iyilikleri üçe ayırır: Kendiliğinden iyi (sevinç), hem kendisi hem sonucu iyi (akıl), zahmetle/emekle iyi olan (idman). Halk, doğruluğu zahmetli görür. Doğruluğun, haksızlık yapma arzusu ile haksızlığa uğrama korkusu arasında bir uzlaşı olduğu savunur. İnsanlar doğruluğu isteyerek değil, korkudan seçer. (Tabiatta haksızlık etmek iyi, haksızlığa uğramak kötü bir şeydir… İnsanlar, birbirlerine haksızlık ede ede… bir anlaşmaya varmayı düşünmüşler, kanun koymuşlar, kimse haksızlık etmeyecek, haksızlığa uğramayacak diye…)
Adeimantos’un Katkısı: Doğruluk, özünden çok ünü için övülür; görünüş gerçeği alt eder.
Adeimantos, doğruluğun ödül ve ün için savunulduğunu, özüne bakılmadığını belirtir. Şairler, doğruların ödüllendirildiğini söylese de, Tanrılar bazen iyilere kötülük, kötülere iyilik verir. Görünüşte doğru olan eğri adam kazançlı çıkar. (Babalar oğullarına doğru adam olacaksın derler… Ama doğruluğu, doğruluktur diye değil, insana iyi ün kazandırdığı için överler.)
Sokrates: Doğruluğu bireyde değil, toplumda aramak daha kolaydır.
- Doğruluk, toplumda daha büyük ölçekte gözlemlenebilir. Toplum, bireyin kendi kendine yetmemesiyle oluşur; iş bölümü ve ihtiyaçlar temeldir. Yiyecek, barınak, giyecek gibi temel ihtiyaçlar; çiftçi, çoban, tüccar gibi iş bölümü rolleri toplumun yapısını açıklar. Bolluk arzusu, savaşın ve kötülüklerin kaynağıdır. Basit bir toplum yetmeyince lüks talepleri (yatak, koku, sanat) artar; bu da toprağı yetersiz kılar ve komşularla çatışmayı doğurur.
Bekçiler, hem yiğit hem yumuşak huylu, filozof ruhlu olmalıdır; eğitimleri müzik ve idmanla şekillenir. Tanıdıklara dost, yabancılara sert davranan bir doğa aranır. Eğitim, ruhu ve bedeni dengeler; masallar iyiliği öğretmelidir. Başlangıç, eğitimi belirler; bekçiler toplumu koruyacak nitelikte yetiştirilir.
Tanrılar, yalnızca iyiliğin kaynağıdır; masallar bu doğrultuda düzenlenmelidir. Homeros ve Hesiodos’un Tanrıları kötü gösteren masalları reddedilir; Tanrı değişmez ve aldatmaz. İki kanun önerilir: Tanrı sadece iyiden sorumludur; Tanrı olduğu gibi görünür ve değişmez.
3. Kitap – Devlet Bekçileri
Bekçilerin ölüm korkusunu yenmesi ve Tanrılara saygı duyması için masallar düzenlenmelidir. Ölüm korkusu yiğitliği zayıflatır; Hades’in korkunç tasvirleri savaşçı ruhunu köreltir. Tanrılara ve ebeveynlere saygı, bekçilerin cesur ve erdemli olmasını sağlar.
Bekçiler, aşırı duygusallıktan (ağlama, gülme) uzak durmalıdır. Yiğit bir insan, dostunun ölümüne abartılı tepki vermez; bu, zayıflık göstergesidir. Tanrılar bile duygusal çöküşle betimlenmemelidir.
Bekçiler, akıl ve ölçülülükle itaatkâr, dayanıklı ve sade olmalıdır. Önderlere saygı, haz düşkünlüğü ve para hırsından uzaklık, bekçilerin topluma adanmışlığını korur.
Bekçiler taklitçilikten uzak, sade anlatıma bağlı kalmalıdır; çok yönlü şairler devlete alınmaz. Taklit, alışkanlık yaratır ve kötü huyları benimsetebilir; her insan tek bir işte başarılıdır. İyi adamın taklidi sınırlı olmalı, kötüler taklit edilmemelidir.
Müzik, bekçilerin ruhunu sade, yiğit ve yumuşak bir dengede şekillendirmelidir. Hüzünlü (Lydia) ve gevşek (Ionia) makamlar zararlıdır; Dor ve Phrygia makamları ise yiğitlik ve aklı temsil eder. Çok sesli sazlar ve ritim karmaşası düzen bozar.
Bekçilerin sade bir yaşam ve sağlıklı bir bedenle disiplinli olması gerekir. İçsel iyilik bedeni iyileştirir; sarhoşluk, baharatlı yiyecekler ve çeşitlilik düzensizlik getirir. Hekimlik, kötü bedenleri uzatmaz; yargıçlar da kötü ruhları temizler.
Müzik ve jimnastik, bekçilerde akıl ve yiğitliği birleştirir. Tek yanlı eğitim (sadece beden veya sadece müzik) sertlik veya gevşeklik yaratır; denge, ideal bekçiyi oluşturur.
Yönetenler, deneyimli ve devlete adanmış yaşlılar olmalı; birleştirici bir masal/ülkü birliği sağlamalılar. Denemelerle (zorluk, savaş, büyü) sınananlar seçilir.
Bekçiler, mal mülkten uzak, ortak bir yaşam sürmelidir. Altın ve gümüş, içlerindeki Tanrısal erdemi kirletir; mülk edinirlerse zorbaya dönüşürler. Askerler gibi ortak yemek ve yaşam, bekçilerin topluma bağlılığını korur.
4. Kitap – Devletin Erdemleri
Koruyucuların mutluluğu, bireysel değil toplumsal mutluluğa hizmet etmelidir. Devlet, bütünün iyiliği için kurulur; zenginlik tembelliğe, yoksulluk kalitesizliğe yol açar. Koruyucular sade yaşamalıdır.
Devletin gücü, bekçilerin yetkinliği ve birliğinden gelir; büyüklüğü ölçülü olmalıdır. İyi eğitimli bekçiler, zengin ama zayıf rakipleri yener; ittifaklarla savaş kazanılır. Müzik düzeni devletin temelidir.
Gelenekler, kanundan çok eğitimle korunur; iyi yönetim doğal düzeni sağlar. Çocuk oyunları ve saygı gelenekleri, müzikle içselleşir; dürüst insanlara kanun gerekmez. Kötü devletler korkuyla yönetir.
Devletin Dört Erdemi: Sokrates, doğruluğu bulmak için devletin erdemlerini inceler: “Devletimiz iyi kurulmuşsa… bilge, yiğit, ölçülü ve doğrudur
- Bilgelik, koruyucuların devleti ve ilişkileri yönetme bilgisidir. Bilgece karar, azınlıkta bulunan bir bilgidir; bu, devletin akıllılığını sağlar.
- Yiğitlik, savaşçıların korku ve cesaret eğitimidir. Eğitim, korkulacak şeyleri öğretir; bu inanç sarsılmaz olmalıdır.
- Ölçü, tutkuların akıl tarafından dizginlenmesi ve toplumsal uyumdur. Azınlığın aklı, çoğunluğun tutkularını yönetir; bu denge devleti ölçülü kılar.
- Doğruluk, her sınıfın ve ruh bölümünün kendi işini yapmasıdır. Sınıfların işine karışmaması devleti, aklın öfkeyi yönetmesi bireyi doğru kılar. Eğitim bu düzeni sağlar. Eğrilik, içsel ve toplumsal düzensizliktir; doğruluk iyilik, eğrilik hastalıktır.
5. Kitap – Devletin Bütünlüğü
Bir devlet için en büyük kötülük bölünme; en büyük iyilik de bütün kalma; birleştiren şey sevinç ve acı ortaklığı değil midir? Özel aile bağları yerine ortak bir sistem, en iyilerin üremesini ve devletin birliğini sağlar. Evlilikler düzenlenmeli, en iyiler daha çok, kötüler az üremelidir. Çocuklar kimin olduğu bilinmemeli, akrabalık bağları belirsiz bırakılmalıdır. Kadınlar ve çocuklar bekçiler arasında ortak sahiplenilmeli; bu düzen devletin birliğini sağlar. Adeimantos’un itirazı üzerine Sokrates, özel mülkiyetin devleti böldüğünü, ortaklığın ise birleştirdiğini savunur. Bu fikrin uygulanabilirliği tartışmalıdır, ancak kanun koyma ciddiyeti gerektirir.
Kadınlar, erkeklerle eşit eğitim (müzik ve jimnastik) almalı ve bekçilik yapmalıdır. Kadınla erkeğin yaradılışı benzerdir; tek fark doğurganlık ve fiziksel güçtür. Alışkanlıklar değişirse çıplaklık gibi tabular aşılır. Kadınların jimnastik yapması başta gülünç bulunabilir, ancak fayda bu algıyı değiştirir. Kadınlar ve çocuklar savaşa katılır; bu, eğitimi ve savaş gücünü artırır. Çocuklar savaşı görerek öğrenir; ebeveynler yavruları yanındayken daha cesur dövüşür.
İdeal devletin mümkünlüğü, filozofların yönetimine bağlıdır. Filozof-kral birleşimi, devleti kurtarır. Filozoflar, bilgiyi ve doğruyu seven, öz varlığı arayan kişilerdir. Filozof, bilginin bütününü sever; sanıdan uzak, gerçeği görür.
6. Kitap – İdeal Devlet Yöneticisi
Filozoflar, gerçeği seven, erdemli ve yetkin kişilerdir; devleti yönetmelidir. Bilim aşkı, doğruluk, ölçülülük ve bellek, filozofu ideal bekçi yapar. Bu değerler birbiriyle uyumludur.
Filozoflar toplumca bazen işe yaramaz görülür, ancak bu durumda suç topluma aittir. Felsefenin uğradığı en önemli saldırılar, filozof geçinenlerin yüzündendir.Filozofları kullanmayan toplum suçludur.
Filozoflar yalnızdır fırtınaya yakalanıp bir duvarın arkasına sığınan yolcu gibidir. Bir filozof toplumun baskısı ve kötü eğitimle bozulur. İyi yaradılış, kötü ortamda kötünün kötüsü olur. Halkın alkış ve yergisi, filozofu yoldan çıkarır. Filozof nadiren bundan kurtulur; uygun devlette toplumu kurtaran bir role sahip olur. Filozoflar devletin başına gelirse felsefe Tanrısı orada hüküm sürer.
İyinin ideası, bilginin ve gerçeğin kaynağıdır; varlıktan üstündür. En yüksek bilimin konusu, iyinin ta kendisi, ideasıdır. Güneş görüneni aydınlatır gibi, iyi ideası kavrananı aydınlatır ve var kılar.
Bilgi, dört derecelidir: En yüksek seviyede kavrayış, sonra çıkarış, ardından inanç, ve en zayıf sanı vardır. Gerçeğe yakınlık aydınlığı artırır. Görünen dünya yansı ve canlıları, kavranan dünya varsayım ve ilkeleri içerir. Dialektika en yüksek bilgiye giden yöntemdir.
7. Kitap – Mağara Alegorisi
Mağara Benzetmesi: İnsanlar, gerçek bilgiye (iyinin ideasına) eğitimle ulaşır; bu, gölgelerden güneş ışığına geçiş gibidir. Mağaradaki mahpuslar, gölgeleri gerçek sanır; zincirden kurtulup ışığa çıkmak acı vericidir ama gerçeği açığa vurur. Güneş, görünen dünyayı düzenler ve iyinin ideasını temsil eder. İnsan ancak onu gördükten sonra bilgece davranabilir
Eğitim, ruhtaki öğrenme gücünü iyiye yöneltir; bilgi koymak değil, var olanı çevirmektir. Her ruhta düşünme gücü vardır; eğitim, bu gücü kötülükten iyiliğe yönlendirir. Filozoflar, iyiyi görüp toplumu aydınlatmalıdır.
Filozoflar, gerçeği gördükleri için devleti yönetmelidir; bu, en az isteyenlerin başa geçmesiyle olur. Karanlığa alışan filozoflar, doğruyu bilir ve toplumu mutluluğa götürür. Tutku, kavgaya yol açar; gerçek felsefe akıl ve erdemle yönetir.
Sayı, geometri, astronomi ve armoni, ruhu gerçek varlığa yönelten bilimlerdir. Sayı düşünceyi zorlar, geometri değişmezi öğretir; astronomi ve armoni, akılla kavranmalıdır, duyularla değil.
Dialektika, duyulardan bağımsız olarak iyinin özüne ulaşır; bilimin en yüksek aşamasıdır. Varsayımlardan ilkeye yükselir; diğer bilimler ruhu hazırlar, dialektika tamamlar. Dialektika’yı açarsak
- Sistemli Sorgulama: Soru-cevap yoluyla ilerler; bir iddia ortaya konur, çelişkileri aranır ve bu çelişkiler üzerinden daha derin bir anlayışa ulaşılır.
- Duyulardan Bağımsızlık: Dialektika, duyusal algılara (görme, işitme gibi) dayanmaz; yalnızca akıl ve düşünceyle işler. Sokrates, duyuların yanıltıcı olduğunu ve gerçeğin özüne ulaşmada yetersiz kaldığını savunur.
- Varsayımlardan İlkeye Yükseliş: Diğer bilimler (matematik, geometri gibi) varsayımlardan yola çıkar ve bu varsayımları sorgulamazken, dialektika bu varsayımları eleştirip aşarak mutlak ilkeye, yani “iyinin ideası”na ulaşır.
- Gerçeğin Özünü Kavrama: Dialektika, görünüşlerin ötesine geçerek şeylerin özünü (idea) anlamayı hedefler. Bu, bilgiyi sanıdan ve çıkarmadan ayıran en üstün kavrayış biçimidir.
Eğitim, aşamalı ve seçici olmalı; en iyiler dialektikayla 50 yaşında iyiyi görmelidir. Çocuklukta oyunla başlar, 20’de seçme yapılır, 30’da dialektika denenir; gençlikte aşırılık riski ölçülülükle önlenir.
8. Kitap – Devlet Biçimleri
İdeal devlet (aristokrasi) mal ortaklık, birlik ve felsefeyle kurulur; bozulmuş dört devlet biçimi incelenir.
Aristokrasiden Timokrasiye Geçiş: İdeal devlet, yanlış doğumlar ve baştakiler arasına ayrılık girmesinden doğar. Zamanla timokrasiye (şan ve şeref düşkünlüğü) bozulur. Her şey çürür; matematiksel hata ve eğitimsizlik, demir ve tunç soyluları öne çıkarır, ayrılık başlar. Timokrasi insanı, kendine daha güvenen; şeref düşkünü, sert ve müzikle akıldan yoksundur. Babasının erdemiyle annesinin hırsı çatışır; orta yol olarak şeref ve cimrilik birleşir.
Timokrasiden Oligarşiye Geçiş: Timokrasi, şerefin ötesinde para biriktirme hırsıyla oligarşiye (zenginlerin yönetimi) dönüşür. Gizli zenginlik yasaları bozar; doğruluk azalır, para üstün gelir. Zenginlik ve zenginler baş tacı olunca doğru insanların şerefi azalır. Oligarşi, zengin-yoksul bölünmesi ve savaş zayıflığıyla çürür. Oligarşi insanı, paraya düşkün, cimri ve erdemsizdir. Yoksullukla para hırsı gelişir; kötü niyetler zorla bastırılır, iç ahenk yoktur.
Oligarşiden Demokrasiye Geçiş: Oligarşi, zenginlerin açgözlülüğü ve halkın isyanıyla demokrasiye dönüşür. İşsizlik ve borçlanma isyanı tetikler; zenginler ya öldürülür ya kaçar. Zaferle demokrasi gelir. İşbaşına gelecekler kurayla seçilir. Demokrasi, özgürlük ve çeşitlilik sunar ama sorumsuzluğa sebep olur. Herkes özgürdür, düzen seçimi bireye bırakılır; kanunlar bağlayıcı değildir. Demokrasi insanı, zevk düşkünü, tutarsız ve düzensizdir. Zorunsuz istekler baskın çıkar. Günlerini, canının her istediğini yapmakla geçirir. Bir gün şarap içip türkü dinler, bir gün tembel tembel oturur. Kendini ne düzene sokar, ne de sıkıya.
Demokrasiden Zorbalığa Geçiş: Demokrasi, aşırı özgürlük hırsıyla zorbalığa (tiranlığa) kayar. Özgürlük sarhoşluğu, eşitlik aşırılığı (Baba oğluna eşitçe davranması, Kölelerin kendilerini satın alanlar kadar hür olması…) halkı lidere yöneltir; lider zorbaya dönüşür. Zorba, başlangıçta sevimliyken savaş ve baskıyla halkı köleleştirir. Borç vaatleriyle güçlenir, savaşla halkı susturur; dostlarını yok eder, bekçileri çoğaltır. Özgürlüğe kavuşmak isterken; halk köleliğin en ağırını alır.
9. Kitap – Zorba
Zorba, demokrasi insanından çılgın istekler ve sevgiyle doğar; bu, içsel bir bozulmadır. Herkesin içinde dizginsiz istekler vardır; demokrasi insanı, tutumlu babasına karşı aşırı özgürlüğe kayar zorbaya dönüşür. Zorba, Eros’un egemenliğinde ahlaksız ve yıkıcı bir hayat sürer. Gelir tükenince hırsızlık ve şiddet başlar. Barışta suç, savaşta liderlik yapar. Ahlak çöker: uyurken yaptıklarını uyanıkken ve durmadan yapar. Hiçbir suçu işlemekten kaçınmaz
Zorba, hem devlette hem ruhta kölelik ve korkuyla mutsuzdur; en mutsuz olan baş zorbadır. Zorba devlet köleleşir, ruh özgür olamaz; lider zorba, içini kontrol edemediği için kölelerine dalkavukluk eder. En kötü, en haksız adam, en mutsuz adamdır.
Ruhun üç yanı (bilgi, şeref, kazanç) farklı zevkler sunar. Parasever bilim, şan şeref karın doyurmaz der, Ünsever bilme zevkini boş sayar, Filozof ise gerçeği olduğu gibi tanımak ister. Filozof diğer zevkleri de bilir ama gerçeği tanıma zevki yalnızca ona özgüdür; bu, ona en yetkin yargıyı sağlar.
Gerçek zevk, acının yokluğu değil, bilginin dolgunluğudur; bu, filozofa özgüdür. Acının kesilmesi zevk değildir, bir yanılgıdır. Mesela koku almanın verdiği zevkler bir acıdan sonra gelmez. Ferçeklik derecesi yüksek olan (bilim) en gerçek zevki verir.
Doğruluk, ruhun iç düzenini sağlar ve fayda sağlar; eğrilik ise yıkıcıdır. Eğrilik insanı zayıflatır; doğruluk, uyumu korur ve aldanmayı önler. İdeal insan, ruhunu bilimle düzenler; bu, Tanrısal ve faydalı bir yaşamdır. Oburluk, dik kafalılık ve dalkavukluk ruhu bozar; akıl, bedeni ve ruhu uyuma sokar.
10. Kitap – İdeal Devlet
Şiir, gerçeği değil görünüşü yansıtır; Homeros’a sevgi duyulsa da doğruluk önceliklendirilmelidir. Benzetmeci şiir, devletin düzenini bozar ve dışlanmalıdır. Benzetme, gerçekten uzaktır. Sanat, gölgenin (görüntüler ideaların gölgesidir) gölgesidir (görüntülerin taklididir). Gerçeğin kendisine ulaşamaz.
Şiir, ruhun akılsız yanını besler ve düzeni bozar. Benzetme, coşkuyu uyandırır, aklı yıpratır; tragedya ve komedya tutkuları azdırır. Şiir, devlet için yararını kanıtlarsa kabul edilir; yoksa büyüleyici etkisine direnilir. Şiirin hoşluğu bilinir ama doğruluk üstündür; ruhun dümeni korunmalıdır.
Ruhun Ölümsüzlüğü: Ruh, kötülükle yok olmayan ölümsüz bir varlıktır. Kötülük bedeni bozar ama ruhu öldürmez; ruh, yalın ve Tanrısal bir öz taşır. Doğruluk ruh için iyidir.
Ruh ölümsüzdür; doğruluk, ölümden sonra da ödüllendirilir, hayat seçimi bireyin sorumluluğundadır. Er’in öyküsü, iyilik ve kötülüğün on kat karşılığını gösterir. Doğruluktan bilgelikten ayrılmazsak; Hem bu dünyada mutlu oluruz, hem de bin yıllık yolculukta.