Platon – Devlet Adamı – Politikos – Kitap Özeti

Platon’un “Devlet Adamı” (Politikos) adlı eseri, antik Yunan felsefesinin siyaset düşüncesine kazandırdığı temel metinlerden biridir. “Devlet” ve “Yasalar” ile birlikte Platon’un siyasal düşünceyi sistemli biçimde ele aldığı bu diyalog, ideal yöneticinin niteliklerini ve gerçek yönetimin doğasını araştırır.

DEVLET ADAMI

Platon’un Devlet Adamı (Politikos) diyaloğu esas olarak devlet adamının tanımı üzerine odaklanır ve Sokrates’in genç adaşı ile Elealı Yabancı arasında geçen uzun bir tartışma biçimindedir.

Diyaloğun amacı, devlet adamını diğer yönetici tiplerinden (sofistler, tiranlar, vs.) ayırmak ve gerçek bir siyaset sanatının ne olduğunu belirlemektir. Bu tanım için diyalektik yöntem kullanılır; bu yöntem, kavramları genelden özele doğru bölme ve sınıflandırma yoluyla inceler.

Filozof ve Devlet Adamı Ayrımı: Diyaloğun başında devlet adamı ve filozof kavramlarının birbiriyle ilişkilendirilmesi, Platon’un devlet kitabındaki vurgusunu hatırlatsa da burada Platon devlet adamını pratik yönetimle, filozofu ise teorik bilgelikle ayırma eğilimini gösterir. Bu ayrım tanımlama sürecinde önemli bir temel oluşturur.

Devlet Adamı (Politikos): Diyalog, devlet adamının bir çeşit “çoban” olduğuna işaret ederek başlar, fakat bu benzetmenin yeterli olmadığı anlaşılır. Devlet adamı, yalnızca yöneten değil, bilgiyle yöneten kişi olarak tanımlanır. Gerçek devlet adamı toplum için neyin iyi olduğunu bilen, kanunların üzerine çıkabilen ve koşullara göre doğru karar verebilen biri olmalıdır. Platon, devlet adamını, emirleri bizzat veren bir otorite olarak diğerlerinden ayırır: Platon’a göre, gerçek yönetici, başkalarının emirlerini ileten değil, kendi otoritesini ortaya koyandır.

Toplumdaki Mitler ortak bir kaynaktan gelir. Bu kaynak, evrenin tanrısal yönetim ve kendi kendine bırakılma dönemleri arasındaki geçişlerdir: Bir süre tanrı evrenin gidişatına yön verir. Sonrasında evreni kendi haline bırakır. Platon burada, evrenin hareketinin tanrısal bir düzenle şekillendiğini, ancak maddi yapısı nedeniyle değişime açık olduğunu belirtir. Evrenin döngüsel doğasını, insan yaşamındaki değişimlerin temel nedeni olarak görür.

Bu değişim, insan yaşamını da etkiler. Bir zamanlar (KRONOS dönemi) evrenin tüm hareketlerini tanrı düzenlerdi. Bu dönemde tanrı insanların çobanıydı. İnsanlar herhangi bir çaba harcamamalarına karşın ağaçlar meyveler veriyorlar, tüm diğer bitkiler de kendiliğinden yetişiyordu. Zeus dönemi ise evrenin kendi haline bırakıldığı bir çağdır: “Evrenin yöneticisi artık dümeni elinden bıraktı. Evren, tanrının öğretilerini hatırlayarak kendini yönetmeye çalışır, ancak maddi yapısı nedeniyle zamanla bozulur. Tanrı, evrenin yok olmasını önlemek için yeniden müdahale eder.”

İnsanlar, tanrısal yardımdan yoksun kaldıklarında zorluklarla karşılaşır. “Prometheos ateşi, Hephaistos ile birlikte çalışan Athena sanatları, diğer tanrılar da tohumları ve bitkileri verdiler. İnsanlar kendi yaşamlarını düzenlemek zorunda kaldılar.” Yani nsanlığın kendi kendine yeter hale gelmesi, tanrısal düzenden kopuşun bir sonucudur.

Bu hikâye devlet adamı tanımındaki yanlışı gösterir: Tanrı çoban, insanlardan üstün bir varlıktır, oysa bugünkü devlet adamları tebaalarıyla benzerdir. Ayrıca çobanlar sürülerini yetiştirirler. Oysa ki devlet adamı tam olarak bunu yapmaz onlara bakar. Tanımı geliştirmeye devam ederler: “Tiran zorla yönetir, devlet adamı ise gönüllü rızayla”.

Platon, dokumacılığı, devlet adamının toplumu birleştirme sanatına bir metafor olarak sunar.

Sanatların ve devlet adamlığının temelinde doğru ölçünün yatar. Ölçü yoksa, devlet sanatı da yok olur. Ölçü tiplerini ikiye ayırırsak; Birinci bölüm, sayısal ölçülerle ilgilidir; ikinci bölüm, uygunluk ve doğrulukla. Bu ayrım, devlet adamının bilgisinin yalnızca nicelikle değil, nitelikle de ilgili olduğunu gösterir.

Platon, devlet adamını sofistlerden ayırmayı, hakikatin sahteden ayrılması olarak görür:

  • Sofist, görünüşte bilgili olan, ama aslında hakikate değil ikna sanatına dayanan, retorikle ve aldatıcı benzetmelerle çalışan kişidir. Devlet adamı ise hakiki bilgiye sahip olan, toplumu adil biçimde yöneten, gerçek bilgeliğe dayalı yönetimi temsil eder. Yani sofist, görünüşte bilgedir; devlet adamı ise gerçek bilgiyi (episteme) taşır.
  • Sofist sadece konuşur, ama üretmez. Devlet adamı ise toplumu yeniden inşa eden bir ustadır.
  • Sofist toplum için bir tehlikedir çünkü bilgeliği taklit eder ama hakikate ulaşmaz.

Devlet Adamı ve Kanunlar Arasındaki İlişki: Kanunlar genel, sabit ve katıdır; fakat hayat ve toplum dinamik ve değişkendir. Kanunların tüm durumlar için doğru çözüm sunması imkânsızdır. Gerçek devlet adamı, kanunları katı biçimde uygulamaktansa, gerektiğinde onları değiştirebilecek bilgelik ve yetkiye sahip olmalıdır. Böylece, en iyi yönetim aslında kanunların değil, bilge yöneticinin (devlet adamının) yönetimidir. Ancak böyle bir bilgenin her zaman bulunmaması nedeniyle, kanunların genel olarak uygulanması zaruri ve ikinci derecede iyi bir çözümdür.

Yönetim Biçimleri: Diyalogda üç temel yönetim biçimi tartışılır: monarşi (krallık/tiranlık), azınlık yönetimi (aristokrasi/oligarşi) ve çoğunluk yönetimi (demokrasi). Yönetimlerin doğruluk kriteri, bunların “kaç kişi tarafından” ya da “ne şekilde” (zorla ya da gönüllü olarak) yapıldığı değildir; önemli olan yönetimin bilgiye dayanıp dayanmadığıdır. Dolayısıyla gerçek yönetim sanatı yönetimin bilgiye uygun olup olmadığıyla belirlenir.

Devlet bilimi, diğerlerine emreder. “Ancak her şeye emreden, kanunlarla ve tüm devlet işleriyle ilgilenen, her şeyi güzel bir biçimde dokuyan bilime, görevi içinde kendisine bir isim seçerek devlet bilgisi dediğimizde sanırım çok doğru bir iş yapmış oluyoruz.” Retorik, askerlik ve hukuk, devlet biliminin hizmetindedir.

Erdemler arasındaki çelişki, devletin felaketine yol açabilir. Son derece ölçülü birtakım insanlar bitmek bilmeyen bir huzur içinde yaşamak istediklerinden dolayı inzivaya çekilirler, kendi devletleri içinde yaptıklarını başka devletlere de gösterirler. Enerjik ruhlar ise hırsla yok olur. Devlet adamı, bu karşıtlıkları birleştirir: Gerçekten de doğaya uygun bir siyaset, yani bizim siyasetimiz bir devlet kurmak için kötüler ve iyileri rastgele bir biçimde bir araya getirmek istemeyecektir. Kötüler ayrılır, iyiler eğitilir.

O halde krallık bilimi her ikisi de insani olan enerjik ve ölçülü karakterleri bir araya getirerek her iki hayatı anlaşma dostlukla bir araya getirdiği, böylelikle kumaşların en güzelini, en harikasını oluşturduğu, her kentte köle ve efendi olsun, tüm halkın bu kumaşın içinde olduğu, herkesin mekiği dokuduğu, kente durup dinlenmeksizin hakettiği mutluluğu verdiği ve böylece onu emir ve yönetimi altında tuttuğu zaman, devlet sanatının dokuduğu kumaşın, hiç aksamadan eridiğini söyleyebiliriz.

Özetle Platon, devlet adamını, toplumu erdemle birleştiren bir sanatçı olarak idealize eder.