Karl Marx – Kapital – 2. Cilt – Sermayenin Dolaşım Süreci – Kitap Özeti

Karl Marx’ın Kapital, Cilt II, kapitalist üretimin temel dinamiklerini ve sermayenin dolaşım süreçlerini analiz eden en önemli ekonomik eserlerden biridir. 1885 yılında, Marx’ın ölümünden sonra Friedrich Engels tarafından derlenerek yayımlanan bu cilt, kapitalist sistemin işleyişini ve sermayenin farklı biçimlerde devredilme süreçlerini ayrıntılı bir şekilde ele alır. Bu eser, yalnızca teorik bir çerçeve sunmakla kalmaz, aynı zamanda modern ekonomi ve politik ekonominin anlaşılmasında önemli bir referans noktasıdır. Kapital, Cilt II, yalnızca kapitalist ekonominin işleyişini anlamak için değil, aynı zamanda onun sınırlarını ve içsel çelişkilerini görmek açısından da önemli bir kaynaktır.

1. KISIM – SERMAYENİN BAŞKALAŞIMI VE DEVRELERİ

1- Para Sermaye Devresi

Para sermaye devresi, kapitalist üretim sürecinde sermayenin dolaşıma giriş biçimini açıklar. Bu devre P → M → P’formülüyle ifade edilir: burada P, başlangıçtaki para sermayeyi; M, bu parayla satın alınan metaları (üretim araçları ve emek gücü); P’, ise artı-değer içeren genişlemiş sermayeyi temsil eder.

Bu devre, kapitalist üretim sisteminin temelini oluşturur. İlk aşamada, sermaye para formunda bulunur ve üretim araçları ile emek gücünü satın almak için harcanır. İkinci aşamada, bu girdiler üretim sürecine girer ve emek gücü aracılığıyla değer yaratır. Üçüncü aşamada ise üretilen metalar pazarda satılır ve başlangıçtaki sermayeye kıyasla daha büyük bir sermaye elde edilir. Kapitalist için üretim süreci yalnızca artı-değer yaratma aracıdır.

Bu devre, kapitalist ekonominin sürekli genişleme ve büyüme eğilimini açıklar. Kapitalist, üretim sürecini yalnızca ürün üretmek için değil, yatırdığı parayı büyütmek için kullanır. Yani para sermaye yalnızca dolaşımda değil, üretim sürecinde de değer kazanır.

2- Üretken Sermayenin Devresi

Üretken sermaye devresi, sermayenin üretim sürecindeki dönüşümünü ifade eder. Bu süreçte sermaye, üretim araçları ve emek gücüyle birleşir. Bu devre şu formülle ifade edilir: M → P → M’, yani meta olarak başlayan sermaye, üretim sürecinden artı-değer içeren meta olarak çıkar. Burada üretim, sermayenin değer yaratma işlevini yerine getirdiği temel aşamadır.

Üretken sermaye devresinde sermaye yalnızca fiziksel girdilerden ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin bir yansımasıdır. Emek gücü, sermayenin artı-değer yaratmasında kritik rol oynar. Marx, bu noktada emek gücünün satın alınması ile sermaye, artı-değer üretimi için gerekli olan tek koşulu sağlar ifadesiyle, kapitalist üretim ilişkilerindeki temel çelişkiye işaret eder. İşçiler, ürettikleri değerin yalnızca küçük bir kısmını alırken, artı-değer kapitalistte birikir.

Bu devre, kapitalist sistemin dinamik doğasını gösterir. Sermaye yalnızca üretimde değil, aynı zamanda devrim niteliğinde dönüşümlerde de sürekli hareket halindedir. Üretim süreci tamamlandığında, üretilen meta piyasada dolaşıma girer ve sermaye döngüsü devam eder.

3- Meta-Sermaye Devresi

Meta-sermaye devresi, sermayenin üretim sürecinden sonra pazarda dolaşıma girerek değerini yeniden ürettiği süreci ifade eder. Bu devre, M → P → M’ formülüyle açıklanır: burada M, başlangıçtaki metayı; P, bu metanın satışıyla elde edilen parayı; M’, ise artı-değer içeren yeni metayı temsil eder.

Bu süreçte sermaye, üretim sürecinde yaratılan artı-değeri gerçekleştirmek için pazara girer. Metalar satılarak para elde edilir ve bu para yeniden üretim sürecine yatırılır. Bu devre, kapitalist sistemin sürekli dolaşım ve dönüşüm halinde olduğunu gösterir. “Sermaye, yalnızca üretimde değil, aynı zamanda dolaşım sürecinde de değer kazanır.” Bu döngü, kapitalist ekonominin dinamik yapısını ve sermayenin sürekli genişleme eğilimini açıklar.

4- Devrenin Üç Formülü

Karl Marx, sermayenin hareketini analiz etmek için üç temel devre formülü sunar. Bunlar:

  1. Para Sermaye Devresi (P-M-P’) – Sermayenin para formunda başlayıp üretim sürecine girerek artı-değer kazanması.
  2. Üretken Sermaye Devresi (M-P-M’) – Sermayenin üretim sürecinde emek gücü ve üretim araçlarıyla birleşerek yeni metalar üretmesi.
  3. Meta Sermaye Devresi (M’-P’-M”) – Üretilen metaların satılarak yeniden sermayeye dönüşmesi.

Bu üç formül, sermayenin farklı hareket biçimlerini analiz etmeye yarar. Marx’a göre, Kapitalist üretim tarzının işleyişini tam anlamıyla kavrayabilmek için bu üç devre birlikte ele alınmalıdır. Her devre, sermayenin farklı bir yönünü ortaya koyar ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan faktörleri belirler.

Para Sermaye Devresi, kapitalist için üretim sürecinin başlangıcını oluşturur. Sermaye, para formunda yatırılarak üretim araçları ve emek gücü satın alınır. Bu aşama, üretim sürecine girmeden önceki hazırlık aşaması olarak görülür. Burada temel amaç, sermayenin yeniden üretimi ve genişlemesi için gerekli olan girdilerin sağlanmasıdır.

Üretken Sermaye Devresi, sermayenin doğrudan üretim sürecine girdiği ve artı-değer üretiminin gerçekleştiği aşamadır. Emek gücü ve üretim araçları birleşerek yeni metalar üretir ve bu süreçte değer artışı meydana gelir. Marx bu süreci, artı-değerin üretildiği ve sermayenin özünde büyüdüğü nokta olarak açıklar.

Meta Sermaye Devresi, üretilen metaların piyasada satılmasıyla başlar. Bu süreç, artı-değerin gerçekleşmesi açısından kritik bir aşamadır. Eğer üretilen metalar satılmazsa, sermaye döngüsü kesintiye uğrar ve kapitalist üretim süreci sekteye uğrar. Bu devre, kapitalist üretim tarzının kriz eğilimlerini de açıklar: Eğer dolaşım süreci aksarsa, sermaye birikimi de tehlikeye girer.

Marx, bu üç formülün birbirinden ayrılamaz olduğunu vurgular. Kapitalist sistem, sermayenin sürekli hareketine dayanır ve bu hareket, ancak üç devrenin birbirini tamamlamasıyla sürdürülebilir. Kapitalist üretimde sermaye, yalnızca üretim sürecinde değil, aynı zamanda dolaşım sürecinde de değer kazanır.

5- Dolaşım Zamanı

Dolaşım zamanı, sermayenin üretim sürecinden çıktıktan sonra pazarda alıcı bulması için geçen süredir. Kapitalist üretimin kesintisiz sürdürülebilmesi için bu sürenin kısa olması gerekmektedir. Dolaşım süresi ne kadar uzun olursa, sermayenin yeniden üretime dönebilmesi de o kadar gecikir.

Bu sürecin temel unsurları şunlardır:

  1. Meta olarak üretilen sermayenin satılması süreci – Üretilen metaların satılması için geçen süre, kapitalistin elindeki sermayeyi hareketsiz bırakabilir.
  2. Satıştan elde edilen paranın yeniden üretime girişi – Sermaye, ancak yeniden üretim sürecine katıldığında değer yaratmaya devam eder.

Marx, dolaşım süresinin uzunluğunun sermaye birikimini nasıl etkilediğini analiz ederken kapitalist için asıl önemli olan şeyin, sermayenin sürekli döngü halinde olması olduğunu vurgular. Eğer metalar hızla satılamazsa, sermaye döngüsü yavaşlar ve ekonomik kriz riski doğar.

6- Dolaşım Maliyeti

Dolaşım maliyeti, sermayenin üretim sürecinden sonra pazara ulaşması ve satılması sırasında oluşan harcamaları kapsar. Marx, bu maliyetlerin sermayenin dolaşım hızını ve kârlılığı doğrudan etkilediğini belirtir. Kapitalist için dolaşım maliyetleri, üretken olmayan giderlerdir ve en aza indirgenmelidir.

Bu maliyetler üç ana gruba ayrılır:

  1. Gerçek dolaşım maliyetleri – Satın alma ve satış süreçleri, defter tutma ve finansal işlemler gibi maliyetleri içerir.
  2. Depolama maliyetleri – Üretilen metaların pazara ulaşmadan önce bir süre bekletilmesi gerekliliğinden doğan maliyetlerdir.
  3. Taşıma maliyetleri – Üretilen malların piyasaya ulaşması için yapılan lojistik harcamalardır.

Gerçek dolaşım maliyetleri, doğrudan ticaretin gerçekleştirilmesiyle ilgilidir. Kapitalist, üretimden elde ettiği metaların satışı için belirli maliyetler üstlenir. Bunlar, pazarlama, reklam, aracılar ve finansal işlemler gibi harcamaları içerebilir. Satış işlemleri ne kadar uzun ve maliyetli olursa, sermaye döngüsünün devamlılığı da o kadar tehlikeye girer.

Depolama maliyetleri, üretim tamamlandıktan sonra malların bir süre bekletilmesi zorunluluğundan kaynaklanır. Piyasada talebin düşük olduğu dönemlerde, üreticiler mallarını daha uzun süre depolamak zorunda kalabilir. Bu durum, ek maliyetler oluşturduğu gibi, sermayenin hareketsiz kalmasına da neden olabilir. Depolama süresi arttıkça, sermayenin değer yaratma potansiyeli azalır.

Taşıma maliyetleri, sermayenin pazara ulaşması için yapılan lojistik giderleri kapsar. Üretilen metaların uzak pazarlara taşınması, ek maliyetler doğurur. Marx, taşıma sürecini sermayenin dolaşım süresinin önemli bir parçası olarak değerlendirir. Taşıma maliyetleri ne kadar düşük olursa, sermayenin yeniden üretime dönme süresi de o kadar kısalır.

Kapitalist üretim sürecinde dolaşım maliyetleri, doğrudan kârlılığı belirleyen faktörlerden biridir. Marx, bu maliyetlerin üretken olmayan harcamalar olduğunu ve kapitalistin bu giderleri en aza indirmeye çalıştığını belirtir. Kapitalist için en önemli şey, sermayenin en hızlı şekilde yeniden üretime dönebilmesidir.

Gerçek Dolaşım Maliyetleri

Gerçek dolaşım maliyetleri, sermayenin üretim sürecinden çıktıktan sonra gerçekleşen ticari faaliyetlerin doğrudan ve dolaylı harcamalarını kapsar. Bu maliyetler, kapitalist sistemin genel işleyişi açısından kritik bir öneme sahiptir çünkü doğrudan sermayenin döngü süresini ve kârlılığı etkiler. Marx’a göre, kapitalist için dolaşım maliyetleri, üretken olmayan giderlerdir ve bu yüzden en aza indirilmeye çalışılır.

Bu maliyetler üç temel kategoriye ayrılır:

  1. Satın alma ve satış zamanı maliyetleri – Üretilen metaların pazarlanması, alıcı bulması ve ticari işlemlerin gerçekleştirilmesi sırasında ortaya çıkan maliyetlerdir. Kapitalist sistemde satış sürecini hızlandırmak, sermaye birikimi açısından kritik öneme sahiptir.
  2. Defter tutma ve muhasebe işlemleri – Ticari faaliyetlerin kayıt altına alınması, finansal düzenlemelere uyum sağlanması ve ticari hesapların yönetilmesi için yapılan harcamalardır.
  3. Para dolaşımı ve finansal işlemler – Bankacılık ücretleri, kredi faizleri, döviz işlemleri gibi maliyetler, sermayenin piyasada akışkanlığını sürdürmesi için zorunlu harcamalar arasında yer alır.

Marx, bu maliyetlerin kapitalist için üretim sürecine doğrudan katkı sağlamadığını, ancak sermaye döngüsünün devamlılığı açısından kaçınılmaz olduğunu vurgular. Kapitalist, dolaşım sürecini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek için çeşitli stratejiler geliştirir. Örneğin, ticaretin yoğunlaştığı bölgelerde dağıtım merkezleri oluşturmak, aracılar yerine doğrudan satış yapmak gibi yöntemler, dolaşım maliyetlerini azaltmaya yönelik girişimlerdir.

Gerçek dolaşım maliyetleri, özellikle kriz dönemlerinde daha büyük bir önem kazanır. Satış sürelerinin uzaması ve finansal piyasaların dalgalanması, sermayenin durağan hale gelmesine ve dolayısıyla kârlılığın düşmesine neden olabilir. Marx, Kapitalist sistemde krizler, genellikle dolaşım sürecindeki aksaklıklardan kaynaklanır. diyerek bu maliyetlerin yönetilmesinin kapitalist ekonomi için yaşamsal bir mesele olduğunu belirtir.

Depolama Maliyetleri

Depolama maliyetleri, üretilen metaların satış öncesinde veya dolaşım sürecinde bir süre bekletilmesi nedeniyle oluşan harcamalardır. Kapitalist üretimde arz ve talep dengesizliği, pazar koşulları ve lojistik süreçler gibi faktörler, metaların belirli bir süre depolanmasını zorunlu hale getirebilir. Marx’a göre, Depolama süresi arttıkça, sermayenin devri yavaşlar ve sermaye birikimi süreci sekteye uğrar.

Bu maliyetlerin üç temel kaynağı vardır:

  1. Depo kirası ve altyapı maliyetleri – Üretilen metaların uygun koşullarda saklanması için depolama tesisleri kiralama veya inşa etme maliyetleri.
  2. Bozulma ve değer kaybı – Özellikle gıda, kimyasal ürünler veya teknolojik ürünler gibi zamanla değer kaybedebilecek malların bekletilmesi nedeniyle oluşan zararlar.
  3. Sigorta ve güvenlik maliyetleri – Depolanan malların korunması için yapılan harcamalar, sigorta poliçeleri ve güvenlik önlemleri.

Depolama süresi arttıkça, maliyetler de yükselir ve bu durum, kapitalist için ek bir yük oluşturur. Marx, Kapitalist üretimde temel amaç, sermayenin en hızlı şekilde devredilerek yeni üretim sürecine katılmasıdır. Depolama, bu süreci geciktiren bir engel haline gelebilir. diyerek sermaye devrinin hızının kapitalist ekonomi için kritik olduğuna işaret eder.

Kapitalistler, depolama maliyetlerini en aza indirmek için çeşitli stratejiler geliştirir. Bunlar arasında “tam zamanında üretim” (just-in-time production), hızlı lojistik ağlarının kurulması ve talep tahmini sistemlerinin geliştirilmesi yer alır. Ancak bu yöntemler, piyasadaki belirsizlikler nedeniyle her zaman etkili olmayabilir. Kapitalist sistemin doğasındaki dalgalanmalar, metaların depolanmasını kimi zaman kaçınılmaz hale getirir.

Depolama maliyetlerinin artışı, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde daha belirgin hale gelir. Talebin düşmesi, metaların daha uzun süre elde tutulmasına ve böylece sermaye döngüsünün yavaşlamasına yol açar. Marx, bu bağlamda Kriz dönemlerinde kapitalistlerin en büyük sorunlarından biri, satılamayan metaların birikmesi ve sermayenin durağan hale gelmesidir. diyerek ekonomik krizlerin sermaye devri üzerindeki olumsuz etkisini vurgular.

Taşıma Maliyetleri

Taşıma maliyetleri, üretilen metaların üretim noktasından tüketiciye veya bir sonraki üretim aşamasına taşınması sürecinde ortaya çıkan harcamalardır. Kapitalist üretim sisteminde metaların coğrafi dağılımı, taşıma maliyetlerini doğrudan etkiler. Marx’a göre, Taşıma maliyetleri, sermayenin dolaşım sürecini uzatan ve kârlılığı doğrudan etkileyen bir faktördür.

Taşıma maliyetlerinin üç temel bileşeni vardır:

  1. Lojistik ve ulaşım altyapısı – Karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu gibi farklı ulaşım yöntemlerinin maliyetleri.
  2. Yakıt ve enerji giderleri – Ulaşım sürecinde kullanılan enerji kaynaklarının fiyatları ve bunların toplam taşıma giderlerine etkisi.
  3. Taşıma süresi ve verimlilik – Malların zamanında teslim edilmesi için yapılan harcamalar, gecikmelerin doğurduğu fırsat maliyetleri.

Kapitalistler için taşıma maliyetlerini minimize etmek kritik bir konudur. Özellikle küresel üretim zincirlerinde, hammaddelerin üretim tesislerine ulaşımı ve bitmiş ürünlerin tüketiciye dağıtımı büyük ölçüde taşımacılık sistemlerine bağlıdır. Marx, bu konuda Kapitalist sistem, üretimi en ucuz işgücüne sahip bölgelere kaydırarak taşıma maliyetlerini dengelemeye çalışır, ancak bu süreç, yeni lojistik maliyetler doğurur diyerek küreselleşmenin taşıma giderleri üzerindeki etkisine dikkat çeker.

Ekonomik krizler veya altyapı sorunları, taşıma maliyetlerini daha da artırabilir. Örneğin, petrol fiyatlarındaki ani yükselişler veya lojistik ağlarında yaşanan tıkanıklıklar, taşıma maliyetlerini doğrudan etkileyerek sermaye dolaşımını yavaşlatabilir. Taşıma süreçlerinde yaşanan aksaklıklar, sermayenin devrini geciktirerek kapitalist üretim sürecinde kriz dinamiklerini tetikleyebilir.

Kapitalist üretim sisteminde taşımacılık, sadece fiziksel malların hareketiyle sınırlı değildir. Dijital ekonominin gelişmesiyle birlikte, veri taşımacılığı ve iletişim altyapıları da sermayenin dolaşımında giderek daha büyük bir rol oynamaktadır. Marx’ın döneminde fiziksel ulaşım daha belirleyici olsa da, günümüzde bilgi ve finans akışları da taşıma maliyetleri bağlamında değerlendirilmektedir.

Genel Olarak İkmalin Oluşumu

İkmalin oluşumu, kapitalist üretim sürecinde metaların dolaşıma girmeden önce ve dolaşım sürecinde nasıl birikim sağladığını ifade eder. Kapitalist üretimde ikmal, yalnızca üretimle sınırlı değildir; aynı zamanda dolaşım süreçlerinin bir parçasıdır ve pazarın talep dalgalanmalarına göre şekillenir.

İkmal sürecinin iki temel yönü vardır:

  1. Üretim ikmali – Üretim sürecinde kullanılan hammaddelerin, ara malların ve üretim ekipmanlarının düzenli olarak temin edilmesi.
  2. Ticari ikmal – Üretilmiş metaların, pazarda talep doğrultusunda depolanması ve piyasaya arz edilmesi.

Kapitalist üretim sisteminde ikmal süreci, sermayenin dolaşım hızını ve pazar üzerindeki hakimiyetini belirleyen kritik bir unsurdur. Kapitalist, üretim sürecinde herhangi bir aksaklık yaşamamak için ikmal sistemlerini optimize etmeye çalışır; ancak bu süreç, maliyetleri de artırabilir. Özellikle küreselleşmiş üretim yapılarında, tedarik zincirinin yönetimi kritik bir rol oynar.

Marx, ikmal süreçlerini değerlendirirken, stoklama ve arz talep dengesi arasındaki ilişkileri vurgular. Eğer üretilen metalar hızlıca satılamazsa veya pazarda ani talep dalgalanmaları yaşanırsa, stok yönetimi maliyetli hale gelir. Kapitalist üretimde ikmalin yönetimi, sermaye döngüsünü hızlandırmak için kritik bir stratejidir; ancak talebin düzensiz olduğu durumlarda fazla üretim krizi yaratabilir.

Ayrıca, ikmal süreci kapitalist sistemin kriz dinamiklerini de doğrudan etkiler. Aşırı üretim veya arz fazlası, fiyat dalgalanmalarına ve metaların değer kaybetmesine yol açabilir. Kapitalist sistemde ikmal, yalnızca üretim süreçlerinin devamlılığını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda piyasa krizlerini önleyici bir mekanizma olarak da işlev görür.

Sonuç olarak, Marx’ın analizine göre, ikmal süreçleri kapitalist ekonomide yalnızca üretimle sınırlı kalmaz; aynı zamanda pazarın talep yönelimlerine ve sermaye dolaşımına doğrudan bağlıdır. Kapitalistler, tedarik zincirlerini en verimli şekilde yönetmeye çalışsalar da, bu süreçte ortaya çıkan kriz eğilimleri sistemin içsel çelişkilerini ortaya koymaktadır.

Tam Deyimiyle Meta-İkmal

Tam anlamıyla meta-ikmal, kapitalist üretim sürecinde üretilen metaların yalnızca üretim sürecinde değil, aynı zamanda dolaşım sürecinde de değer kazandığı süreci ifade eder. Marx’a göre, “Meta-ikmal, yalnızca üretim için gerekli girdilerin temin edilmesini değil, aynı zamanda metaların piyasada değişim sürecine girmeye hazır hale getirilmesini de içerir.”

Meta-ikmal sürecinin iki temel yönü bulunmaktadır:

  1. Üretim için meta-ikmal – Hammaddelerin, ara malların ve üretim araçlarının düzenli şekilde sağlanması.
  2. Ticari meta-ikmal – Üretilen metaların piyasaya sürülmesi ve talep doğrultusunda pazarlanması.

Meta-ikmal süreci, kapitalist üretim açısından kritik öneme sahiptir çünkü üretim sürekliliğinin sağlanması için gerekli girdilerin eksiksiz olarak sağlanması gereklidir. Kapitalist üretimde sürekliliğin sağlanması, yalnızca üretimin değil, dolaşım sürecinin de kesintisiz işlemesine bağlıdır.

Marx, meta-ikmal süreçlerini incelerken stok yönetimi ve piyasa dalgalanmalarına dikkat çeker. Eğer üretilen metalar satılamazsa ya da talep azaldığında stoklar artarsa, bu durum sermayenin devrini yavaşlatır ve kârlılığı azaltır. Kapitalist sistemde fazla üretim, yalnızca stok birikimine değil, aynı zamanda dolaşım sürecinde sermayenin tıkanmasına da yol açar.

Meta-ikmal süreci ayrıca ekonomik krizlerin ortaya çıkışında da önemli bir rol oynar. Aşırı üretim ve talep yetersizliği, piyasadaki malların satılamamasına ve sermayenin değer kaybetmesine neden olabilir. Bu durum, kapitalist sistemdeki devresel krizlerin temel sebeplerinden biridir. Kapitalist üretimin içsel çelişkileri, meta-ikmal süreçlerinin yönetiminde belirginleşir ve kriz eğilimlerini ortaya çıkarır.

Sonuç olarak, meta-ikmal süreci, kapitalist ekonomide yalnızca üretim sürecinin değil, aynı zamanda sermaye dolaşımının da temel bir parçasıdır. Kapitalistler, bu süreci optimize etmek için çeşitli yöntemler geliştirse de, talep dalgalanmaları ve stok yönetimi gibi unsurlar sistemin içsel çelişkilerini ortaya çıkarmaktadır.

2. KISIM – SERMAYENİN DEVRİ

7- DEVİR ZAMANI VE DEVİR SAYISI

Bir sermayenin devrinden söz edildiğinde, üretim ve dolaşım evrelerinin toplam süresi, sermayenin tüm devir zamanını belirler. Belli bir sermayenin tüm devir zamanının, onun dolaşım zamanı ve üretim zamanının toplamına eşit olduğunu görmüş bulunuyoruz. Yani sermaye, başlangıçta hangi biçimde (para, meta ya da üretim öğeleri) yatırılmışsa, bu biçime tekrar dönene kadar geçen süre, o sermayenin devir zamanını tanımlar. Bu devir, sermayenin para, üretim öğeleri ve metalar biçiminde sürekli dönüşümünden oluşur. Kapitalist üretimin itici gücü, daima, yatırılan değer aracılığı ile artı-değer yaratmaktır; bu yüzden değer, ister para ister metalar biçiminde olsun, başlangıç biçimine geri dönüp yeniden süreci başlatarak artı-değer yaratma döngüsünü sürdürmelidir.

Üretim süreci kapitalist biçimde olduğu sürece, yeniden-üretim de aynı kapitalist nitelikleri taşır. Yatırılan değerin sermaye olarak yeniden üretilmesi, sermaye-değerin her defasında yeniden işlev yapması demektir. Üretim, biçim olarak kapitalist ise, yeniden-üretimin biçimi de aynı olur. Bu, sürekli yenilenen bir süreçtir: üretim zamanıyla dolaşım zamanının toplamı devir zamanını oluşturur; sermaye bu süre içinde üretime girer, ürünü oluşturur, sonrasında metaların satılmasıyla birlikte paraya dönüşür ve tekrar üretim ögelerini satın alıp süreç yinelenir.

Sermayenin kendini genişletmesi, “P…P” veya “R…R” gibi döngüsellik örnekleriyle açıklanır. Burada, yıl doğal bir ölçü olarak alınır ve farklı sektörlerin farklı devir sürelerine sahip olduğu, tarım ürünlerinin çoğu kez yıllık periyotla şekillendiği belirtilir. Yıl, işleyen sermayenin devirlerinin ölçülmesinde doğal birimdir. Bu hesaplama, her sektörde farklı olsa da, sermayenin daima kendi değerini başlangıç biçiminde geri alması ve artı-değer üretmek için yeniden sürece girmesi esası değişmez.

8- Sabit ve Döner Sermaye

Sabit ve döner sermaye, kapitalist üretim sürecinde sermayenin bileşimini ve farklı bölümlerini ifade eden temel kavramlardır. Marx’a göre, “Sabit sermaye, üretim sürecinde uzun süre boyunca kullanılan üretim araçlarından oluşurken, döner sermaye ise üretim sürecinde hızla tüketilen ve yeniden yerine konması gereken girdilerden meydana gelir.”

Bu iki sermaye türü şu şekilde ayrılır:

  1. Sabit Sermaye – Makineler, fabrikalar, altyapı gibi uzun vadeli kullanılan üretim araçları.
  2. Döner Sermaye – Hammadde, enerji, iş gücü gibi üretim sürecinde hızla tüketilen ve sürekli yenilenmesi gereken girdiler.

Sabit sermaye, üretim sürecinde fiziksel olarak tükenmese de, zamanla aşınma ve yıpranma nedeniyle değer kaybeder. Marx, bu süreci “sabit sermayenin aşınma payı” olarak tanımlar ve bunun üretim maliyetlerine dahil edilmesi gerektiğini vurgular. “Sabit sermaye, üretim sürecinde kısmi olarak devredilir ve uzun vadeli olarak değer kaybederken, döner sermaye her üretim döngüsünde tamamen devredilir ve yeniden yerine konmalıdır.”

Döner sermaye ise üretim sürecinin sürekli olarak devam etmesi için hızla tüketilir ve yerine yenisi konmalıdır. Kapitalist üretimde kârlılığı belirleyen unsurlardan biri, döner sermayenin devir hızıdır. Döner sermayenin daha hızlı devredilmesi, sermayenin daha kısa sürede yeniden üretim sürecine girmesine olanak tanır. “Kapitalist, döner sermayenin devir süresini kısaltarak sermaye birikimini hızlandırmaya çalışır.”

Sabit ve döner sermaye arasındaki denge, üretkenlik ve sermaye birikimi açısından büyük önem taşır. Sabit sermaye yatırımları yüksek maliyetli olup uzun vadeli getiri sağlarken, döner sermaye daha hızlı tüketildiği için kısa vadeli maliyetlerin yönetilmesini gerektirir. Marx, “Sabit sermayeye aşırı yatırım yapılması, döner sermayenin yetersiz kalmasına neden olabilir ve üretim sürecinde aksamalara yol açabilir.” diyerek kapitalistlerin bu dengeyi dikkatli bir şekilde yönetmeleri gerektiğini belirtir.

Ekonomik kriz dönemlerinde, sabit sermayeye yapılan yatırımların geri dönüş süresi uzayabilir ve döner sermayenin yetersizliği nedeniyle üretim kesintiye uğrayabilir. Bu durum, kapitalist sistemin kriz eğilimlerini güçlendiren faktörlerden biridir. “Sabit ve döner sermaye arasındaki dengesizlik, sermaye birikimi sürecinde krizleri tetikleyen temel unsurlardan biri olabilir.”

Sonuç olarak, sabit ve döner sermaye arasındaki ilişki, kapitalist üretim sürecinin temel taşlarından biridir. Kapitalistler, bu iki sermaye türü arasındaki dengeyi sağlayarak kârlılığı ve üretkenliği artırmaya çalışırken, sistemin içsel çelişkileri nedeniyle bu süreç sürekli olarak değişkenlik göstermektedir.

9- YATIRILAN SERMAYENİN TOPLAM DEVRİ DEVİR ÇEVRİMLERİ

Üretken sermayenin sabit ve döner kısımlarının farklı devirlere sahip olduğu gerçeğinden hareketle, toplam sermaye devrinin “her iki kısmın ortalaması” şeklinde hesaplanabileceği belirtilir. Buna rağmen, nicel ve nitel çeşitli unsurların karmaşık etkileşimi vardır. Örneğin, sabit sermayenin değerinin ancak bir kısmı yılda geri dönerken, döner sermaye aynı yıl içinde birden çok kez el değiştirebilir ve değerini bütünüyle geri kazanabilir.

Yatırılan bir sermayenin toplam devri, kendisini oluşturan çeşitli kısımların ortalama devridir; bu sermayenin dolaşım biçimi ilerde gösterilmiştir. Yani farklı ömürlere sahip makinelerle, çok hızlı tüketilen hammadde ve yardımcı maddeler bir aradadır. Sonuçta, tüm sermaye devrini, sabit ve döner kısımların devir sürelerine göre bir ortalamaya indirgemek gerekebilir. Sermayenin bir kısmı pek çok kez dönerken, başka bir kısmı yavaş yavaş aşınma payını ürüne aktarmayı sürdürür. Bu nedenle, bir yıllık süre içinde, sabit kısım yalnız belli oranlarda değerini geri alır; döner kısım ise defalarca dolaşım yaparak yeniden üretim ögelerine çevrilir.

Bir sermayenin hayatında devamlı tekrarlanan kesintiler, devresel bunalımlara maddi bir temel sağlar.

10- SABİT VE DÖNER SERMAYE TEORİLERİ

Fizyokratlar tarıma öncelik verir; sermaye iki kısma ayrılır: “avances primitives” (başlangıç yatırımları) ve “avances annuelles” (yıllık yatırımlar). Birincisi uzun vadede yenilenmesi gereken, ikincisi ise her yıl üretimle yerine konmak zorunda olan kısımdır. Bu yaklaşım, sabit ve döner sermaye kavramlarına yol açmıştır. Fizyokratlara göre, tarımsal sürecin kendi içindeki farklı zaman dilimleri bu ayrımı somut şekilde ortaya koyar: toprak iyileştirmeleri ve tarım aletleri uzun süreli, tohum ve ücretler gibi kalemler ise her yıl yerine konulması gereken yatırımlardır.

Adam Smith ise bu ayrımı genele yayarak, “Her sermaye ya sabittir ya da dönerek kârı sağlar” der. Ancak metin, Smith’in “sabit sermaye” ile “döner sermayeyi”, bazen “üretken sermaye” ile “dolaşım sermayesi”ni karıştırarak ele aldığını gösterir. Smith, tüccar sermayesini örnek vererek, “Bir tüccarın tüm sermayesi döner sermayedir” demekle, üretimin kendisini değil, daha çok dolaşım sürecinde olan sermayeyi kastetmektedir. Oysa sabit-döner ayrımı, üretim süreci içindeki farklı değer aktarım biçimlerini ifade eder: Makineler gibi aşamalı olarak değer aktaranlar sabit, hammaddeler ve ücretler gibi değeri tek seferde ürüne yüklenenler ise dönendir. Smith’in “bir sermaye, ya onu elden çıkarmakla ya da aynı biçimde tutmakla kâr getirir” açıklaması, aynı kavram altında hem meta-sermayeyi (dolaşan mal stokunu) hem de üretken sermayeyi incelemesine yol açar.

Bunun yanı sıra, Smith emek-gücünü geçim araçları üzerinden açıklamaya çalışırken, örneğin çiftçiye ait “çalışan hizmetkarların bakımına” dönük harcamayı döner sermaye olarak gösterir ve bazen bu giderlerin “sabit sermaye”den geldiğini ima eder. Bu, metnin kritik bir noktasıdır: Değişen-sermaye (emek-gücüne yatırılan kısım) ile değişmeyen-sermaye (hammadde ve makineler) farkı, sabit-döner ayrımıyla örtüşmez. Bu hatalı örtüşme, sonraki iktisatçıların da kafa karışıklığı yaşamasına yol açmıştır. Smith, emek-gücüne harcanan sermayeyi “döner” olarak sınıflandırsa da, ücretler için yapılan harcamanın neden değişen-sermaye olarak tanımlandığını kavramsal düzeyde netleştiremez. Fizyokratlarda hammaddeye ve ücretlere yatırılan kısımla, toprak iyileştirmeleri ve araçlara yatırılan kısım arasındaki ayrım gayet anlaşılırken, Smith bunu daha genel bir düzeye taşısa da sabit-döner ve değişen-değişmeyen ayrımlarını sıklıkla birbirine karıştırır.

Burada temel nokta, sabit ve döner sermaye ayrımının yalnızca üretken sermaye çerçevesinde değerlendirilebileceğidir. “Sabit” ya da “döner” oluş, sermayenin değerinin ürüne aktarılma ve bu değerin dolaşımdan geri dönüş biçiminden kaynaklanır; yoksa bir nesnenin doğası gereği sabit veya döner olması söz konusu değildir. Dolayısıyla “bir hayvan, iş hayvanı olarak kullanıldığında sabit sermaye olur, besi hayvanı olarak büyütüldüğünde ise döner sermayeye dahil olur” örneğindeki gibi, işlev değiştikçe sermayenin kısımları da değişir. Smith’in teorik yaklaşımı, bu kuralın her zaman net kavramlarla açıklanamaması yüzünden eleştirilir; ancak aynı zamanda sermaye kavramının kapsamlı anlaşılmasında önemli bir adım olduğu da kabul edilir.

11- SABİT VE DÖNER SERMAYE TEORİLERİ RİCARDO

Ricardo, sabit ve döner sermaye ayrımını, ücret hadlerinin fiyatları etkilediği durumları öne çıkarmak için kullanır. Salt değerin kendini genişletmesi süreci yerine, dolaşım sürecini esas alarak bu iki tür sermayeyi tanımlamaya çalışır. Metinde, Sabit sermayenin dayanıklılık derecesindeki farklılıklarla, sermayenin emeğe yatırılan kısmı arasındaki ayrımın eşitlenemeyeceği vurgulanır. Değişen ve değişmeyen sermayenin gerçek işlevsel ayrımı, sabit ve döner sermaye tanımlarıyla karıştırıldığında, ortaya anlaşılmaz bir tablo çıkar. Bu nedenle şu ifadeye özellikle dikkat edilir: Değişen ve değişmeyen sermaye arasındaki gerçek ayrımın anlaşılması, sermayenin ücretlere yatırılan kısmının döner sermaye sayılmasıyla silinmeye çalışılır.

Ricardo’nun getirdiği yorumda, emek-gücüne yatırılan sermayeye döner sermaye denir ve bu yaklaşım, hammaddeye yatırılan kısmın da aynı çerçevede ele alınmasına yol açar. Hâlbuki hammadde, üretim sürecinde bütünüyle tükendiği için döner sermayedir, oysa emek-gücü artı-değer üretmesiyle özel bir konuma sahiptir. Aynı biçimde, sabit sermayeyi yalnızca makinelerin yavaş veya hızlı yıpranmasıyla açıklamak da eksik bulunur. Bu noktada metin, sabit ve döner sermayeyi, değer aktarma ve yenileme biçimlerine bakarak tanımlamanın daha tutarlı olduğunu belirtir. Sermayeyi, farklı üretim aşamalarına ve dolaşım evrelerine bölmenin, üretken süreçteki artı-değer oluşumunu gölgede bıraktığı söylenir.

Sabit sermaye ile ilgili asıl önemli husus, üretim sürecinde fiziki şeklini koruyarak uzun dönemde parça parça değerini aktarmasıdır. Döner sermaye ise kullanıldığı her seferinde bütünüyle ürüne değerini katar ve satıldığında hızla yenilenmek zorundadır. Ricardo’nun sabit ve döner sermayeyi, değişen ve değişmeyen sermayeyi gözetmeksizin ele alması, kapitalist üretimin özündeki artı-değer yaratma mekanizmasını bulanıklaştırır.

12- ÇALIŞMA DÖNEMİ

Çalışma dönemi, bir ürünün tamamlanabilmesi için birbirini izleyen işgünlerinin oluşturduğu süredir. Bir pamuk ipliği fabrikasıyla lokomotif fabrikası arasındaki fark, bu iki alandaki çalışma döneminin uzunluğu ile açıklanır. Metin, birinde ürünün günde veya haftada tamamlanabildiğini, diğerinde ise aylarca süren kesintisiz bir emek-sürecinin sonunda elde edildiğini vurgular. Böylece, aynı uzunlukta işgünlerine rağmen ürünlerin piyasaya sürülme zamanları değişir.

Çalışma dönemi ne kadar uzarsa, aynı sermaye, ürün tamamlanmadan döngüsünü bitiremez. Bu, kapitalistin her hafta ücret ödemesi yapması gereken durumda, lokomotif örneğinde, döner sermayenin her hafta tekrar yatırılması demektir. Ayrıca, sabit sermaye katkısının da büyük rolü vardır; makine veya bina gibi ögelerin aşınma payı, uzayan süreçlerde parça parça geri dönse bile sermaye fiilen kilitlenmiş kalır. Çalışma dönemi uzadıkça, sermayenin belirli kısımlarının depoda beklemesi, üretimi tamamlamak için sürekli ek kaynak gerekmesi ve nihayetinde ürün satışına dek yaşanan gecikme, devir hızını düşürür.

Tarım veya büyük yapılar gibi alanlarda çalışma dönemi hem aralıklı olur hem de uzun sürer. Yılın sadece belli mevsimlerinde ilerleyebilen tarla işleri, geri kalan zamanda sermayenin beklemesi anlamına gelir. Ulaştırma ve kredi düzeneklerinin gelişmesi, çalışma dönemine dair bazı kolaylıklar sağlasa da sermayenin bağlanma sorunu tam olarak ortadan kalkmaz.

13- ÜRETİM ZAMANI

Üretim zamanı, çalışma zamanından farklı olarak, ürünün doğal süreçlerle geçirdiği olgunlaşma veya bekleme evrelerini de içerir. Yani işgücünün fiilen çalışmadığı, ancak üretimin tamamlanabilmesi için hammaddenin kimyasal, biyolojik veya fiziksel değişime uğradığı süreler vardır. Örneğin şarap mayalanırken ya da tohum ürün vermek için toprağa bırakıldığında, emek-süreci kesintiye uğrar; buna rağmen sermaye üretim alanında kalır ve bu nedenle devir gecikir.

Üretim zamanının uzaması, ara dönemde ek emek ve ek masraflar gerektirebilir. Kurutma, fermantasyon gibi bekleme devreleri genellikle çalışma dönemiyle çakışmaz. Böylece sermaye üretim sürecinde daha uzun süre bağlı kalır. Öte yandan, orman yetiştirilmesi veya büyük çiftlik hayvanlarının beslenmesi gibi örneklerde, ürünün tamamlanması yıllar alabildiğinden, sermayenin devir hızı daha da düşer. Buna karşılık, makineleşme ve geliştirilmiş yöntemlerle fermantasyon veya kurutma gibi doğal bekleme süreleri kısaltılabilir, ancak her zaman masrafı yüksek ek düzenlemeler gerekebilir.

Üretim zamanındaki gecikmelerin sonucunda, sermayenin bir kısmı hammadde veya yarı-mamul stok olarak saklanır. Bu stok, potansiyel üretken sermaye biçiminde uzun süre elde tutulduğunda, yeniden alım-satım dengelerini etkiler. Tarımda da hasat öncesi uzun bekleyiş, sermayenin kendini pahalıya finanse etmesine yol açar, bu da üreticileri bazı zamanlarda spekülatif davranmaya iter.

14- DOLAŞIM ZAMANI

Dolaşım zamanı, satmak için pazara götürülen metaların nakliye, satış ve paraya dönüşme safhasını kapsar. Eğer pazar uzaksa veya satış süreci uzarsa, sermaye meta-sermaye biçiminde bekler. Bu bekleme, devir zamanını uzatır ve üretime tekrar döner sermaye olarak girecek kaynağı geciktirir. Ulaştırma araçlarının iyileştirilmesi bu süreyi kısaltsa da dünya pazarının genişlemesiyle toplam dolaşım zamanı pek çok ürün için uzun kalabilir. Sermayenin devir hızı, sadece üretim sürecindeki değil, dolaşımdaki engellerle de yavaşlar ve metaın satış zamanı uzadıkça, eldeki para-sermayeyi korumak için ek önlemler gerekebilir.

Dolaşımda geçen zamanın artması, üreticiye sürekli ek sermaye ihtiyacı doğurur. Bir yandan da, alım ve satım vadeleri, taşıma masrafları ve pazara uzaklık, farklı işkollarının devir dönemlerini çeşitlendirir. Örneğin çok büyük miktarlardaki hammaddelerin az aralıklarla piyasaya sürülmesi, üreticiyi belirli takvim dönemlerinde yüklü ödemeler yapmaya zorlar. Böylece meta-sermaye paraya dönmeden yeni hammadde için para-sermaye ayrılmak zorunda kalır. Tüm bu koşullar, sermayenin çeşitli biçimlere bölünmesini ve para-sermaye olarak bir bölümün yedek fon şeklinde bekletilmesini gerektirir. Bu bekletme, özellikle kredi sisteminde büyük bir rol oynar ve işletmelerin nakit yönetiminde temel faktör sayılır.

15- DEVİR ZAMANININ YATIRILAN SERMAYENİN BÜYÜKLÜĞÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Bir devir zamanı, üretken sermayenin çalışma dönemi ile dolaşım döneminin toplamıdır. Dokuz haftalık bir çalışma dönemi ve üç haftalık bir dolaşım dönemi verildiğinde, toplam devir dönemi oniki hafta olarak hesaplanır. Üretimin aynı ölçek ve hızla sürmesi arzu edildiğinde, çalışma dönemi boyunca kullanılan sermaye miktarı, dolaşım döneminde nakde dönüşene kadar işlev yapamaz. Bu nedenle, sermaye ya üretimin kesintiye uğramasını göze alarak bekler ya da ek bir döner sermaye eklenmesiyle süreç kesintisiz sürer. Daha uzun devirler, yatırımın kendisini genişletmesi yönünde yeni düzenlemeleri zorunlu kılar ve sermaye büyüklüğünü etkiler.

Haftalık 100 sterlin yatırılan bir örnekte, çalışma dönemi dokuz, dolaşım üç hafta ise, devir dönemi oniki haftadır. Bu durumda, dokuz haftalık üretimle elde edilen ürünün satılması ve paraya dönüşmesi üç haftayı bulduğunda, yeni çalışma dönemi başlamadan önce üretim üç hafta durur. Üretim kesintisiz gitsin isteniyorsa, ek bir döner sermaye yatırılmalı veya üretimin haftalık yatırımı aşağıya çekilmelidir. Bu ikinci seçenekte, haftalık 75 sterline düşürülürse, aynı miktardaki sermaye dokuz değil oniki haftaya yayılır ve üretim azalır. Öte yandan, ek döner sermayeyle üretim aynı ölçekte korunur ama toplam yatırılan sermaye 900 değil 1200 sterlin olur.

Burada, haftalık ücretler ile ham ve yardımcı maddelerin ücretli emek-süreci içindeki rolü, süreklilik sağlanması bakımından kritik önemdedir. Bir çalışma dönemi sonuçlanıp, metalar satılana dek beklenirse, sermaye atıl kalır. Buna karşılık, kısa dolaşım dönemlerinde meta-sermaye erken paraya döner ve bir kısım sermaye üretim dışında serbest hale gelerek başka amaçlara yönelebilir. Bu olgu, toplumsal ölçekte sermaye hareketini hızlandırır ve aynı zamanda piyasada ek para-sermaye birikmesine yol açar.

SONUÇLAR: Birinci durumda, çalışma dönemi ile dolaşım dönemi eşitlenirse, sermayenin çalışma ve dolaşım bölümleri birbirini izler, dönem sonunda devamlı üretim için yeni ek sermaye kullanılmaz. Eğer dolaşım dönemi çalışma döneminden uzun fakat basit katı ise, yine benzer bir örüntü oluşur ve serbest sermaye ortaya çıkmaz. Bu iki koşulun kural-dışı sayıldığı vurgulanır. Genellikle çalışma ile dolaşım dönemleri çakışmaz. Bu yüzden bir kısım sermaye daima serbest kalır.

İkinci durumda, dolaşım dönemi, çalışma döneminden uzun ya da kısa ama basit kat oluşturmuyorsa, her devir sonundan itibaren, döner sermayenin bir bölümü para-sermaye şeklinde açığa çıkar. Bu miktar, çoğu örnekte çalışma sürecine dönmeyip, yeni birikim ya da farklı alanlarda yatırım olanağı haline gelir. Üretim genişledikçe, çalışma dönemi veya dolaşım süresi uzadıkça, aynı mekanizma ile serbest kalan para-sermaye miktarı büyür. Burada, sermayenin ardışık işlemleri, devir dönemi içinde birbirinin devamı gibi değil, çoğu zaman kesişimli biçimde işler ve önemli ölçüde ek yatırım veya serbest para-sermaye yaratır.

Üçüncü olarak, sabit sermaye yerine döner sermayeye odaklanmak, sorunun üretim araçlarının aşınması değil, sürekli ham madde, yardımcı madde ve ücretler için tekrarlanan ödemelerin yapılabilmesi olduğunu gösterir. Devir dönemindeki farklılıklar, döner sermayenin kesintisiz işlevi için özel düzenlemeleri şart koşar. Sürekli üretim arzu edildiğinde, çalışma dönemi içinde kullanılan sermaye, dolaşım dönemini bekleyemez. Bu nedenle, birinci dönemin ürünü daha satılmadan ikinci dönem açılabilsin diye ek sermaye bulunması kaçınılmaz olur.

FİYATTAKİ DEĞİŞİKLİĞİN ETKİSİ: Fiyatlar ve üretim ölçeği değişmeksizin, salt dolaşım dönemindeki kısalma veya uzama, yatırılan sermayeyi yükseltir ya da düşürür. Eğer üretim öğeleri aynı kalırken, satış daha hızlı gerçekleşirse, bir miktar sermaye atıl kalabilir ve ek para-sermaye olarak piyasaya sürülür. Uzayan dolaşım süresinde ise, üretim ölçeğini sabit tutmak için ek kaynak gerekir. Ücretler ve ham maddelerin fiyatları aynı kalmak şartıyla dolaşım kısalsa, belli bir bölümü yatırıma gerek kalmadan geri döner ve firma bunu yeni alanlara yönlendirebilir.

İkinci senaryoda, üretim öğelerinin fiyatı yükselir veya düşerse, ayrılan döner sermaye farklı rakamlarda oluşur. Hammadde fiyatı yarıya inerse, aynı ölçekte üretim için daha az paraya ihtiyaç duyulur; arda kalan kısım para-sermaye biçiminde serbest kalır ve başka işlere aktarılabilir. Eğer fiyat yükselirse, sermaye yetmez olur, ek yatırım zorunlu hale gelir ve firma bunu ya kendisi finanse eder ya da piyasadan borçlanır. Fiyat oynamalarındaki bu durum, para piyasası üzerinde baskı veya rahatlama yaratan bir etken olarak ortaya çıkar.

Üçüncü olarak, ürünün kendi piyasadaki değeri dalgalandığında, satıcı kayıp veya kazanç yazar. Kazanç halinde firmada yeni sermaye oluşur. Kayıp halinde ise yine ek sermayeye gerek duyulur. Bu kazanç-kayıp, toplamda farklı üreticilerin durumuna göre dengelense bile, sermaye devir süreleri üstünde baskı yaratır. Sonuçta, fiyatların yükselmesi ile düşmesi, döner sermayenin miktarı ve para-sermaye haline geçme olasılığı üzerinde önemli etkilere sahiptir.

16- DEĞİŞEN-SERMAYENİN DEVRİ

YILLIK ARTI-DEĞER ORANI: Bir döner sermayenin devrinde, yatırılan sermayenin ne kadarının değişmeyen-sermaye, ne kadarının değişen-sermaye olduğu önemlidir. Mesela 2.500 sterlinlik sermayenin beşte-dördünün 2.000 sterlinlik üretim malzemeleri, beşte-birinin ise 500 sterlinlik ücretlere yatırılmış değişen-sermaye olduğu bir örnek olursa: Haftalık 100 sterlin kullanıldığında, devir dönemi 5 hafta olarak, çalışma dönemi 4, dolaşım dönemi 1 hafta şeklinde kabul edilir. Bu koşullarda, yılda 50 kez 500, yani 25.000 sterlinlik bir ürün üretilmektedir. Bu 25.000 sterlinin 5.000 sterlini ücretlere yatırılan değişen-sermaye, 20.000 sterlini ise üretim araçlarına ayrılmış değişmeyen-sermayedir. Bir yıl boyunca devredilen değişen-sermaye, devri sayısıyla çarpıldığında, yıllık artı-değer oranının hesaplanmasında belirleyici hale gelir.

Döner sermayenin değişen kısmı, kullanılan emek-gücünün ücretlerini karşılar ve ancak ürün satılıp paraya çevrildiğinde yeniden aynı işlevi görür. Bu noktada sabit sermayeden farklı olduğu belirtilir. Sabit sermaye ise uzun süre emek-sürecinde kullanılmaya devam eder, oysa değişen döner sermaye kendini ancak ürünün metasermaye biçimiyle dolaşım alanına geçtiği ölçüde yeniden üretir. Yıl boyunca artı-değer üretimi, değişen-sermayenin devrini ve emeğin sömürü derecesini aynı anda yansıtan bir hesaba göre belirlenir.

IBİREYSEL DEĞİŞEN-SERMAYENİN DEVRİ: Marks, sermaye A ve sermaye B örnekleriyle, bir yıl içindeki devir sayısının, fiilen kullanılan sermayenin aynı olmasına rağmen yatırılması gereken toplam parayı nasıl değiştirdiğini gösterir. Sermaye A on kez devrettiğinde, her 5 haftada 500 sterlinlik değişen-sermaye kullanır. Sermaye B ise yalnızca yılda bir kez, toplam 5.000 sterlinlik değişen-sermaye yatırır. Her iki durumda da haftada 100 sterlin emek-gücü için ödeme yapılır ve toplam 5.000 sterlinlik ücret ödenir. Fark, sermaye A’nın ürününü her 5 haftada bir paraya çevirip kendine yeni bir değişen-sermaye oluşturabilmesi, B’nin ise bunun için yılın sonunu beklemesidir.

Üretim sürecinde artı-değer, ancak fiilen kullanılan emek-gücünün sömürülmesiyle gerçekleşir. Yüksek yıllık artı-değer oranı, yatırımcının döner sermayeyi yıl içinde çok kez çevirerek her devirde elde ettiği artı-değerin toplanmasından kaynaklanır. Eğer sermaye uzun süre atıl bekliyorsa, o süreçte artı-değer yaratılmaz ve yıllık artı-değer oranı fiilen düşer. Yani üretime gerçekten katılan değişen-sermaye, bu arada geçen zamanlarda yeniden üretilen ve paraya çevrilen kısımdır.

TOPLUMSAL AÇIDAN DEĞİŞEN-SERMAYENİN DEVRİ: Toplumun genelinde devir dönemi uzadıkça büyük miktarda para biçiminde sermaye uzun süre kullanılamaz hale gelebilir. Haftada 100 sterlinlik ücretle çalışan 100 emekçinin bir yıl boyunca ürettikleri toplam artı-değer, sermaye A ve B örneklerinde eşittir. Ancak devir hızlıysa, sermaye daha sık paraya dönüşür ve yeniden emek-gücünü finanse edecek biçimde işlev yapar. Devir dönemi kısaldıkça, mevcut sermayenin üretimi artan aralıklarla besleyip hızlandırması söz konusudur.

Ülke içinde veya dışında pazara uzaklık, satış güçlüğü veya fiyat dalgalanmaları nedeniyle dolaşım dönemi uzarsa ek para-sermaye ihtiyacı doğar. Piyasada ani genişlemeler veya daralmalar yaşanır. Eğer uzun projelere çok para-sermaye bağlanırsa, bunu takip eden dönemde para-piyasasında baskı oluşur, toplumsal üretkenlik kesintilere uğrar. Kısacası, üretim sürecinin tümünde değişen-sermaye devrinin hızına ve kesintisiz dönüşümüne bağlı olarak, ekonomik hareketlerin ölçeği genişler ya da daralır.

17- ARTI-DEGERİN DOLAŞIMI

Sermaye devir dönemleri, yılda üretilen artı-değer kitlesi aynı kalsa bile, yıllık artı-değer oranlarında farklılıklara neden olur. Artı-değer oranı aynı kaldığında bile, artı-değerin sermayeye çevrilmesi ve birikim süreçleri farklı sonuçlar doğurabilir. Bu süreçte, dönemsellik kavramı öne çıkar ve kapitalist için dönemsel bir gelir akışı oluşması, tüketim ve sermaye yatırımı arasındaki ilişkiyi doğrudan etkiler. Özellikle A gibi bir sermaye, yıl içinde artı-değerini dönemsel olarak gerçekleştirebilir ve bu sayede kendi tüketimini bu değerden karşılayabilir. Oysa B gibi bir sermaye, aynı miktarda artı-değer üretse de dönemsellik yüzünden artı-değerini daha geç veya parça parça elde eder ve bu nedenle tüketimini finanse etme biçimi farklılaşır.
Burada önemli bir örnek, sabit sermayenin onarım ve bakımı için gerekli eksermaye meselesidir. Kapitalistin, artı-değerin bir kısmını doğrudan sermayeleştirerek üretimi sürdürmesi, ilk yatırılan sermayenin bir bölümünün bile sermayeye çevrilmiş artı-değer olabileceğini gösterir. Kredi sisteminin gelişimiyle birlikte ise ilk yatırılan sermaye ile sonradan sermayeleştirilen artı-değer arasındaki bağ daha karmaşık bir görünüm alır. Yine de sonuçta, artı-değerin üretim sırasında büyüyen ve sistem içinde sürekli yeniden dağıtılan bir değer olduğu vurgulanır.

BASİT YENİDEN-ÜRETİM: Basit yeniden-üretim durumunda, kapitalist her yıl elde ettiği artı-değeri tamamen bireysel biçimde tüketir. Buna göre, üretilen metaların değerini oluşturan bileşenler arasındaki paylar (değişen-sermaye, değişmeyen-sermaye ve artı-değer) sürdürülür, ancak ölçek genişlemez. Bu noktada, metaların basit dolaşım yasaları geçerliliğini korur ve bir ülkenin dolaşımda tutması gereken para miktarı, yalnızca metaların değerini dolaştıracak kadar olmak zorundadır.
Kapitalistin sürekli sorduğu soru, artı-değerin para biçiminde nasıl gerçekleştiğidir. Bu soruya verilecek yanıt, dolaşımın kendisinde saklıdır: Metaların değerinin bir kısmı, karşılığında hiçbir şey satın alınmaksızın satılarak paraya çevrilir. Böylece kapitalist sınıf, yılı tamamlarken dolaşıma sürülen parayı yeniden kendine çeker. Bu nedenle, sermaye devrinin bir aşaması olan paraya dönüş, tek tek kapitalistler için karmaşık görünse de toplumsal ölçekte metaların değerlerini karşılayacak kadar para ve değerli maden bulunduğu sürece mümkündür. Dahası, altın ve gümüş üretimi, yalnızca yıpranan parayı yerine koymakla kalmaz, aynı zamanda artı-değerin bir kısmını da doğrudan altın şeklinde üretir.

Basit yeniden-üretimin çerçevesinde, artı-değerin tüketime gitmesi nedeniyle gerçek bir birikimden bahsedilmez. Kapitalist, başlangıçtaki bireysel tüketimini devam ettirir ve her yeni devirde üretilen artı-değeri yine tüketim fonu olarak kullanır. Ancak para, sürekli aynı ellerden geçtiği için artı-değerin nasıl paraya çevrildiği sorusu, toplam dolaşım mekanizması içinde, üretilen metaların satılmasından ve harcamaya dönük para stoklarından kaynaklanan bir sonuç olarak açıklanır.

BİRİKİM VE GENİŞLEMİŞ ÖLÇEKTE YENİDEN-ÜRETİM: Gerçek bir birikim, artı-değerin en az bir kısmının, bireysel tüketim yerine sermayeye dönüştürülmesiyle ortaya çıkar ve genişlemiş ölçekte yeniden-üretim başlar. Bu, ya üretim araçlarının veya çalışan sayısının artması yoluyla, ya da çalışma süresinin ve üretkenliğin genişlemesi ile gerçekleşir. Üretimin ölçeği genişledikçe, dolaşıma sürülen ek metaların para biçiminde değerlenmesi için de daha fazla para gerekir; bu da ya atıl fonların harekete geçirilmesiyle ya da doğrudan değerli maden üretiminin artmasıyla sağlanır.
Kredi mekanizması devreye girdiğinde, birikim süreci hem hızlanır hem de karmaşıklaşır. Çünkü bireysel kapitalistin henüz kullanamadığı artı-değer, başka kapitalistlere borç şeklinde aktarılır ve toplumsal ölçekte üretken sermayenin büyümesine katkı sunar. Bununla birlikte, her zaman önemli olan nokta, değerli maden üretimi ve para miktarının dolaşım gereksinimlerini karşılayacak düzeyde olmasıdır. Yani toplumsal emek-gücü ile üretim araçlarının bir bölümü altın üretimine harcanmadan, artı-değerin genişleyen ölçekte paraya çevrilmesi sürdürülemez.

3. KISIM TOPLAM TOPLUMSAL SERMAYENİN YENİDEN ÜRETİMİ VE DOLAŞIMI

18- İNCELEME KONUSU

Sermaye üretiminin doğrudan süreci, emek ve kendini genişletme sürecidir, sonucu meta-ürün, itici gücü artı-değer üretimi olan bir süreçtir. Sermayenin yeniden-üretim süreci, bu doğrudan üretim sürecini içerdiği gibi, sermayenin devrini de kapsar ve belirli dönemlerle kendini sürekli yineleyen bir süreç olarak ortaya çıkar. P biçimindeki veya R biçimindeki devrelerde, dolaşım sürecinin bazı bölümleri üretim sürecini belirler, üretim süreci de dolaşım sürecinin dönüşümlerine yön verir. Bu bağlamda sürekli yenilenen üretim, sermayenin dolaşım alanındaki biçim değişiklikleriyle yakından bağlantılıdır. Her bireysel sermaye, toplumsal sermayenin bir öğesidir ve bireysel sermayelerin hareketi, toplumsal sermayenin genel devrinin toplamını oluşturur.

Bu devinim içerisinde, üretken tüketim ile bireysel tüketim yan yana yer alır. Meta-sermaye dolaşımı, artı-değer dolaşımını, dolayısıyla kapitalistin bireysel tüketimi için gereken satınalmaları da içine alır. Metaların genel dolaşımı, sermaye devresi ve bireysel tüketim için harcanan ürünlerin devresiyle birlikte incelenmelidir. Burada değişen-sermayenin emek-gücüne çevrilmesi ve artı-değerin metalar yoluyla tüketilmesi, sermayenin sürekli dönüşüm halinde olduğunu gösterir.

PARA-SERMAYENİN ROLÜ: Bireysel sermayenin devrinde para-sermaye, sürecin başlangıcını yapan bir biçimdir ve devre içinde, sürekli yatırılan veya yenilenen belirli para kısımlarıyla üretken sermayeyi besler. Para-sermayenin büyüklüğü, devir döneminin uzunluğuna bağlı olarak değişir ve devrin çalışma dönemi ile dolaşım dönemi arasındaki ilişki, üretim sürecindeki fonların ne kadarının sürekli para biçiminde kalması gerektiğini belirler. Bu yönüyle, üretimin ölçeği ile para miktarı arasında doğrudan bir üst sınır bulunmadığı vurgulanır. Ek para-sermaye olmaksızın da mevcut üretim araçları ve emek-gücü farklı genişlik ve yoğunluk derecelerinde işleyebilir.

Çalışma döneminin uzaması, herhangi bir ürün elde edilmeden önce daha çok emek ve üretim aracının uzun süreli kullanımını gerektirir. Bu durum, daha büyük bir para-sermayeye ihtiyaç duyulduğunu gösterir. Bununla birlikte kredi sistemi veya anonim şirketler gibi örgütlenmeler, bireysel kapitalistin para-sermaye engelini aşmasını sağlar ve üretim süreci toplumsal ölçekte kolaylaşır. Para-sermayeye duyulan gereksinme, meta üretiminin niteliğinden ve çalışma döneminin uzunluğundan doğar; ancak, toplumsallaştırılmış üretim biçiminde para-sermaye aracının yerini, tüketim fonları üzerinde toplumsal bir denetimin ve planlamanın alabileceği öne çıkar. Buna rağmen kapitalist üretim düzleminde, her bireysel sermaye daima para biçiminde yeniden ortaya çıkmak ve kendini üretken sermayeye çevirmek zorundadır.

19- KONUNUN DAHA ÖNCEKİ SERİMLERİ

I. FİZYOKRATLAR: Ouesnay’in Tableau Economigue, ulusal üretimin yıllık mahsulünün, dolaşım aracılığı ile basit yeniden-üretimi gerçekleştirecek şekilde nasıl dağıtıldığını birkaç kalın çizgiyle gösterir. Üretim döneminin başlangıcı, önceki yılın hasadı olarak alınır. Sayısız bireysel dolaşım hareketi, bir çırpıda bir araya getirilir ve çeşitli büyük iktisadi sınıflar arasındaki toplumsal kitle hareketi olarak incelenir. Üretim döneminde ayrışan değer kısımları, tarımın kendine özgü doğallığı ile iç içe geçmiş bir ekonomik süreci açığa çıkarır. Burada, çiftçiler sınıfının elinde kalan değişmeyen-sermaye, kimi zaman dolaşımın dışında kalır; fizyokratik görüş, bunu özellikle toprakla bağlantılı verimlilik üzerinden ele alır. Tarımın kapitalistçe yürütüldüğü, geniş ölçekli girişimlerin çiftçi eliyle ve ücretli emekçiler aracılığıyla idare edildiği fikri, fizyokratların aslında kapitalist sistemin ilk sistematik anlayışını temsil ettiğini vurgular.

Buna rağmen, bu sistemin feodal tabela görüntüsü hem Ouesnay’i hem de doğrudan izleyicilerini etkilemiştir. Fakat gerçekte kapitalist niteliğin tarım alanında da ortaya çıktığı ve doğrudan sömürülen ücretli emeğin artı-değer ürettiği anlatılır. Bu yüzden fizyokratik sistem, kapitalist temelleri en parlak döneminde bile kıyasıya tartışmaya açık hale gelmiştir. Adam Smith’in bu analizdeki gerilemesi, sabit ve döner sermayeyi tanımlarken fizyokratların miras bıraktığı ayrımları bazen bulanıklaştırmasına bağlanır. Birinci kitapta gördüğü ilhamla tarımın ayrıcalıklı bir alan olduğunu öne sürmez, ancak örneklerinde yine de tarımın doğanın verimliliğini ücretsiz kattığı fikrine tutunur. Fizyokratların sınırları, toprak rantı üzerinden kapitalizmin geniş ölçekli üretim çerçevesine ışık tuttuğu kadar, düşünce karışıklığının da kaynağını oluşturur.

II. ADAM SMITH: Smith, meta fiyatlarının ücret, kâr ve rant olarak üç kısma ayrıştırılabileceğini ve her gelişmiş toplumda bu üç gelir türünün metaların fiyatında yer aldığını ileri sürer. Yıllık ürünün tüm fiyatı da bu kısımlara ayrışır ve ülkedeki farklı kişilerin payına ücret, sermaye kârı ve toprak rantı olarak düşer. Bu analize bir de brüt ve net gelir ayrımı eklenir. Sermayenin bakımı, onarımı ve yenilenmesi için gerekli olan kısım brüt gelirin parçası olarak anılır, ancak net gelir hesaplanırken bu kısım hariç tutulur. Burada, metaların fiyatının kendi değerini aşan bölümlere bölünmesi, değişmeyen sermaye ve basit yeniden-üretim döngüsünün ihmal edilmesine yol açar.

Adam Smith, tarım örneklerini sıklıkla kullanarak toprak sahibinin rantını fiyatın değişmez bir parçası gibi gösterir ve aynı şekilde, iş hayvanlarının bakımının da kâra eklendiğini savunur. Ancak bu yaklaşım, meta değerinin yalnızca ücret, kâr ve ranta ayrıştırılabileceğini iddia ederken, üretimde kullanılan önceki sermaye-değerin yenilenmesi gerekliliğini gölgede bırakır. Smith, diğer eserlerinde basit yeniden-üretimi çıkış noktası olarak almaya çalışır ve sabit sermayeye ilişkin bazı doğru tespitlerde bulunur. Yine de, değişmeyen sermayeyi meta değerinin dışına itme eğilimi, analizin tutarlılığını zayıflatır ve daha sonra gelen iktisatçıları farklı noktalarda tartışmaya iter.

Smith, meta fiyatının farklı paylara ayrışma biçimini açıklarken her ülkenin yıllık ürününün de bu şekilde bölüneceğini düşünür. Bütün metaların fiyatı, ücretler, kâr ve ranta denk gelen üç temel parçadan meydana gelir; meta fiyatı bu şekilde daima emekçinin ücreti, kapitalistin kârı ve toprak sahibinin rantı arasında dağılır. Bu dağılımın sonucunda, meta fiyatlarının bütününün ülkenin toplam gelirine tekabül ettiği öne sürülür.

Bu modele göre, ücret, kâr ve rantın her biri metaların değişebilir değerinin ana kaynağı ilan edilir ve böylece, metaların değeri gelirin toplamıymış gibi gösterilir. Ancak bu, yatırılan sermayenin değişmeyen kısmının, yani üretim araçlarının yerine konmasını açıklamakta güçlük yaratır. Sermayenin değişmeyen kısmı, sadece ücretlerin ve kârın bir yan ürünü gibi görülerek fiyat analizinden çıkarıldığında, metaların değerini oluşturan bütün öğeler gerçek anlamda takip edilemez hale gelir.

Smith, fiyatın bu üç parçasını gelire bağlama eğilimi gösterdiğinde, arta kalan dördüncü kısım, yani sermayenin kendisi, sanki katma değere hiç dahil değilmiş gibi sunulur. Bu durum, net gelirle brüt gelir arasındaki farkların karıştırılmasına ve bazen gelir niteliğini taşımayan değer bileşenlerinin de gelir olarak anılmasına sebep olur. Fakat Smith, tarım örneğinde tohum değerini sabit sermaye sayarak ya da çiftçi, toprak sahibi ve emekçi gelirlerini ele alarak meseleyi somut kılmaya çalıştığında, kendi modeline aykırı durumlarla karşılaşır.

III. DAHA SONRAKİ İKTİSATÇILAR: Ricardo, Smithin metaların fiyatını, ücretler ve artı-değer üzerinde temellendirmesini tekrarlar, fakat rant konusunda farklı bir tavır alır. Ona göre, toprak rantı zorunlu biçimde metanın fiyatına dahil edilmemelidir. Böylece, Smithin üç gelir kaynağına bölünmüş fiyat doktrinine görece bir itiraz getirilmiş olur. Ancak Ricardo da değişmeyen sermayeyi genel fiyat analizinden çoğunlukla dışarıda bırakmış görünür. Ramsay, Ricardo’nun bu tutumunu eleştirerek sabit sermayenin göz ardı edilemeyeceğini savunur.

Daha sonra bu konuya eğilen iktisatçılar, sermayenin değişmeyen kısmı ile değişen kısmını net şekilde açıklayamadıkları için tökezler. Mill ve Say gibi düşünürler, her ürünün toplam değerini ücret, kâr ve rant şeklindeki gelirler toplamına eşitleyerek, bütün değeri gelir olarak tanımlama eğilimindedir. Bu yaklaşım, pratikte tüm yıllık ürünün tüketilmesi gerektiği sonucunu doğurur ve bir ülkenin net gelirinden ya da yeniden-üretiminden bahsetmeyi güçleştirir. Dolayısıyla, yıllık meta-ürünün değer analizinde değişmeyen sermaye kısmının düzenli olarak atlanması, Smithle başlayan karışıklığın sonrakiler tarafından sürdürüldüğünü gösterir. Ücret, kâr ve rantın kesinlikle önemli gelir kaynakları olduğu kabul edilir, fakat üretim araçlarının değeri ile onların sürekli yenilenmesi zorunluluğu göz ardı edildiğinde, iktisadi sürecin tam resmi çizilemez.

20- BASİT YENİDEN-ÜRETİM

Bir toplumsal sermayenin yıllık işlevini incelemek, bireysel sermaye süreçlerinin ancak parçalarını oluşturduğu daha büyük hareketi ortaya koyar. Yıllık ürün, toplumsal ürünün sermayeyi yerine koyan kısımlarını ve tüketim fonuna giden kısımlarını, hem işçiler hem de kapitalistler tarafından tüketilen kısımları içerir. Bu yıllık ürün, aynı zamanda kapitalist sınıf ile işçi-sınıfının yeniden-üretimini ve böylece tüm üretim sürecinin kapitalist niteliğini kapsar. Her bireysel sermayenin ürününün dolaşımı, satıldıktan sonra metanın nereye gittiğini önemsemezken, toplumsal ölçekte bu metanın hangi kesime, hangi değerde ve hangi amaçla aktığı son derece önemlidir.

Toplumsal ürünün çeşitli kısımları, değerce emek gücünü ödeyen değişen-sermayeyi, makine ve hammaddeleri yansıtan değişmeyen-sermayeyi ve bu ikisi üzerine eklenmiş artı-değeri içerir. Yıllık yeniden-üretimin normal şekilde işleyebilmesi için, emek gücünün ücreti ve kapitalistin artı-değer olarak harcadığı kısım kadar tüketim malları dolaşımda yer almalıdır. Basit yeniden-üretim, aynı ölçekte yeniden üretimi ifade eder ve kapitalist koşullar altında bu varsayım kısmi olarak yapılır; yine de gerçek süreçte, ücretler ve artı-değerin paylaşıldığı bu döngü daima gelir ve sermaye biçimi içinde dönüp durur.

Toplumun toplam üretimi, üretim araçları üreten kesim ile tüketim malları üreten kesime ayrılır. Birinci kesimde üretilen meta, başka üretim süreçlerinde kullanıma girecek makine, hammaddeler ve benzeri üretim araçlarıdır; ikinci kesimin ürettiği meta ise toplumsal emekçilerin ve kapitalistlerin bireysel tüketimine yöneliktir. Böylece her iki kesimdeki sermayeler, değişmeyen-sermaye ve değişen-sermayeden oluşur; değerin üretime aktarılan kısmı üretim araçlarını aynen yeniden üretirken, geri kalan kısım yeni değer olarak emek gücünün karşılığını ve artı-değeri ortaya çıkarır.

Üretim araçlarının üretilmesi, hem değişmeyen sermayeyi hem de üretim sırasında tüketilen değişen sermayeyi her yıl yeniden yerine koyar. Bu iki kesim arasındaki zorunlu değişim, toplumsal yeniden-üretimdeki en kritik dengelerden biridir, çünkü tüketim mallarının sürekli üretilmesi, işçilerin ve kapitalistlerin varlığını korur; üretim araçlarının üretilmesi ise sermayenin kaldığı yerden yeniden işlemesine imkan tanır.

YAŞAM GEREKSİNMELERİ VE LÜKS MALLAR: İkinci kesimdeki tüketim malları, aslında işçilerin yaşamsal ihtiyaçlarını ve kapitalistlerin hem temel hem de lüks tüketimlerini karşılayan ürünlerden oluşur. Ücretlerin dolaşıma katılmasıyla işçilerin eline geçen para, zorunlu gereksinmelerin satın alınmasına gider. Lüks mallar ise çoğunlukla kapitalistlerin artı-değer harcamasını yansıtır. Bazı mallar ise emekçiler için erişilemez düzeyde pahalı veya gereksizdir.

Her iki durumda da toplumsal işgününün belirli bir bölümü, tüketim için gerekli mallara, diğer bölümü ise lüks ihtiyaçlara ayrılır. Bu dağılım, ikinci kesimdeki farklı alt-dallarda sabit veya döner sermayeye bağlanır ve sonuç olarak tüketim mallarının üretim hacmi, işçilerin toplam ücretleri ve kapitalistlerin artı-değer tüketimiyle birleşerek döngüsel bir biçimde tekrar yenilenir.

PARA DOLAŞIMI YOLUYLA – DEĞİŞİMİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Kapitalist koşullar altında, ürünlerin değişimi hiçbir zaman salt metaların aracısız değişmesi değildir. Para dolaşımı, bu değişimi görünürde kolaylaştırsa da, işin esasında her yılın ürünü kendi değerini pek çok aşamada paraya çevirir. Emekçiler, ücretlerini aldıktan sonra tüketim malları için para öder, kapitaliste geri dönen bu para, değişmeyen veya değişen sermaye biçiminde yeniden işlev yapar.

Döngüde, hem üretim araçlarının üretilmesi hem de tüketim mallarının satın alınması için para gereklidir. Bu nedenle, toplumsal ölçekte yeterince para bulunması, üretimin kesintisiz devamı ve yıllık ürünün tüm parçalarının el değiştirebilmesi bakımından temel koşuldur. Para, sabit sermaye yenileme dönemlerinde yığılır ve aşınmanın telafisi sırasında yavaş yavaş piyasadan çekilir.

HER İKİ KESİMDEKİ DEĞİŞEN-SERMAYE VE ARTI-DEĞER

Her iki kesimde de, değişen-sermaye D ve artı-değer A, işçilerin emek gücünün harcanmasıyla ortaya çıkar. Toplumsal ürünün tüketim malları olarak ayrılmış kısmı, kapitalist ile işçi arasındaki gelir ve ücret ilişkisini yansıtır. Eğer D ve A olmaksızın tüm ürün değişmeyen-sermayeye eşit olsaydı, herhangi bir toplumsal tüketime yer kalmazdı.

Yıllık emek gücü, önce kendi ücretini (değişen-sermaye) yeniden üretir, üstüne artı-değer yaratır. Böylece tüketim malları kitlesi büyür. Bu kitlenin satışından elde edilen gelir, kapitalistin eline kısmen ücret ödemesi için geri dönse de, artı-değerin bir bölümü kapitalistin bireysel harcamalarında kullanılır.

Toplumsal işgününün büyük kısmı, geçmiş emek olarak mevcut olan değişmeyen-sermayenin yerine konulması için harcanır. Bir yanda tüketim malları, diğer yanda üretim araçları üretilir. Üretim araçları biçimindeki ürünlerin kendi değerlerinin büyük kesimi, geçmiş yılların emeğine dayanır ve şimdi yeniden dolaşıma girerek sermayeyi yeniler.

Böylece üretim araçlarının üretilmesi sırasında eklenen taze emek, yalnızca sabit sermayenin yerini kısmen doldurur ve büyük oranda geçmiş değeri yeniden canlandırır. Bunun sonucu, toplam yıllık ürün içinde, artı-değerin gerçekleşmesi ve değişmeyen-sermayenin korunması aynı anda yürür.


ADAM SMITH, STORCH VE RAMSAY’A TOPLU BAKIŞ

Ünlü iktisatçılar, toplumsal ürünü genelde ücretler, kârlar ve rant olarak böler, değişmeyen-sermayeyi sıfıra indirger gibi görünür. Oysa basit yeniden-üretimin devam edebilmesi için, üretim araçlarının yerini tutan değer kısmı sürekli yeniden üretilmek zorundadır. Smith, bazen tüm ürünün yalnızca gelire bölündüğünü savunarak değişmeyen-sermayeyi ihmal eder; bu yaklaşım, tüketim mallarının değerini doğru açıklasa da, üretim araçlarının yeniden üretimindeki zorunluluğu göz ardı eder.

Ramsay, toplumsal açıdan sabit sermayeyi tek gerçek sermaye sayar ve geriye kalan döner sermayeyi gelir sayma eğilimindedir. Oysa her iki tür sermaye, kapitalist üretimde yeniden-üretimin tamamlayıcı öğeleridir.

SERMAYE VE GELİR: DEĞİŞEN-SERMAYE VE ÜCRETLER

Kapitalist toplumda, sermaye sahibi, değişen-sermayeyi para olarak öder. Emek gücü satıcısı durumundaki işçiye devredilen bu para, işçi açısından geçim malları için harcanan gelir niteliğindedir. Dolayısıyla aynı miktar para, bir taraf için sermaye olurken diğer taraf için yaşamın sürdürülmesi aracıdır.

Kapitalist, para biçimindeki değişen-sermayeyi tekrar eline aldığında, aslında yalnızca ücret biçiminde ödediği tutarı geri kazanmıştır. Artı-değerin ortaya çıkış noktası, üretim sürecinde ödenmeyen emeğin zamanıdır. Dolayısıyla dolaşımda ücretin kendisine geri akması, kapitaliste ek zenginlik sağlamaz, sadece başlangıçtaki konumunu korur.

SABİT SERMAYENİN YERİNE KONMASI

Sabit sermaye, uzun süreli kullanım sağlayan binalar, makineler ve benzeri araçlar olup her yıl kısmen aşınır. Aşınan değer, meta fiyatlarına eklenerek parça parça geri döner ve sabit sermaye sonunda tamamen yenilenir. Bu süreçte, sabit sermaye bir yandan üretime devam ederken, diğer yandan yıpranmış değeri para olarak saklar.

Eğer bir yılda çok sayıda makine aynı anda ömrünü tamamlarsa, sabit sermayenin toplu yenilenmesi gerekir. Bu durum, normal yeniden-üretim döngüsünde anlık daralmalar veya genişlemeler yaratabilir ve kriz olasılıklarını artırabilir.

PARA MALZEMESİNİN YENİDEN-ÜRETİMİ

Altın veya gümüş üretilerek paranın dolaşıma girmesi, kapitalist ülkede yıllık ürünün bir parçası sayılır. Değerli madenler üretilirken kullanılan emek ve sermaye de tıpkı diğer metalar gibi artı-değer yaratır ve dolaşıma giren para miktarını artırır.

Yeni para, toplumsal dolaşım için ek kaynak sağlar. Fakat kapitalist üretimde, altın madencileri de diğer sermaye sahipleriyle aynı ilişkilere tabidir; ürettikleri madeni, ücretler ödemek ve artı-değer elde etmek amacıyla tekrar pazara sürerler. Böylece, dolaşımdaki para seviyesi artan veya azalan üretkenliğe uyum gösterir.

21- BİRİKİM VE GENİŞLETİLMİŞ YENİDEN-ÜRETİM

İlk olarak, bireysel kapitalistin birikim sürecinde ortaya koyduğu artı-değerin, üretken sermayenin ek unsurlarına dönüştürülmesi olgusunun bütünüyle toplumsal yeniden-üretimde de görülmesi gerektiği vurgulanır. Meta-sermayenin paraya çevrilmesiyle birlikte artı-değerin de paraya çevrildiği; buradan elde edilen paranın, artan sermayeyi genişletmek amacıyla tekrar üretim araçlarına yatırıldığı belirtilir. Bu sürecin sonunda, genişleyen sermaye daha büyük bir ürün kitlesi elde eder. Bireysel sermayede basit yeniden-üretim nasıl gerçekleşiyorsa, aynı mantığın geniş ölçekli toplumsal yeniden-üretimde de geçerli olduğu söylenir.

Kapitalist, artı-değeri önce para biçiminde biriktirir ve ardından üretimde kullanacağı ek doğal unsurlara dönüştürür. Bu dönüştürme kimi zaman uzun bir yığma süreci gerektirir. Eğer artı-değerin tamamı yeniden üretime yatırılırsa, artan teknik gerekliliklere bağlı olarak değişmeyen sermayede de artış yaşanır. Bireysel sermaye için geçerli olan bu mekanizmanın toplumsal ölçekte de kendini tekrar etmesi, genişletilmiş yeniden-üretimin temel hareket noktalarından biridir.

Birikim ve Yığmanın Oluşumu

Burada, birikimin yalnız bireysel ölçekte değil, aynı zamanda sektör ve toplum ölçeğinde de farklı aşamalarda bulunduğu açıklanır. Kapitalistlerin bir bölümü, ellerinde tuttukları artı-değeri para biçiminde giderek büyütür ve bu yolla potansiyel para-sermayeyi arttırır. Diğerleri ise hâlihazırda yeterli büyüklüğe ulaşmış birikimlerini üretken sermayeye çevirir. Bir taraf metalarını satıp parayı yığmaya çalışırken, diğer taraf satmaksızın üretim öğelerini almak, yani genişletilmiş üretime geçmek ister. Bu karşıt hareketler, kapitalist üretimin temel çelişkilerinden birini oluşturur.

Kapitalist A, birikim yapmak istediğinde, metalarını satıp dolaşımdan çektiği parayı yığma biçiminde tutar. Eğer bu durum aynı anda diğer kapitalistler için de söz konusuysa, herkes satmaya çalışırken kimse satın almayacağı için pazarın daralması tehlikesi doğar. Dolayısıyla tek tek kapitalistlerin rasyonel davranışı, toplumsal ölçekte belli güçlükleri beraberinde getirir. Yine de bu yığma, toplumsal servetin genişlemesinin zorunlu bir parçası olduğu için kapitalist üretim sürecinin içkin bir unsurudur.

Genişletilmiş yeniden-üretimde, üretim araçlarının üretildiği kesim ile tüketim mallarının üretildiği kesim arasındaki ilişkiler önem kazanır. Birikim, kesimler arasında karşılıklı mal ve para değişimlerini gerektirir. Tüketim malları üreten kesimdeki kapitalistler, kendi birikimleri için daha fazla üretim aracı talep ederken, aynı zamanda artan işgücü talebini karşılayacak şekilde tüketim mallarının da artması gerekir. Ancak her zaman bu değişim kusursuz işlemez ve tek taraflı satış ya da tek taraflı satın alma durumları ortaya çıkar.

Bu aşamada, artı-değerin bir kısmı gelir olarak harcanmadığı, sermayeye katıldığı için, tüketim kesimindeki metaların hepsi satılamayabilir. Bu da birikime eşlik eden çelişkileri gösterir. Buradan çıkan temel fikir, genişletilmiş yeniden-üretimin kesinlikle üretim araçları ve tüketim araçları arasındaki dengeli etkileşime dayandığı ama bu dengenin kapitalist düzenin yapısal özellikleri nedeniyle sıklıkla bozulduğudur.

İşte bu dengesizlik, bir taraftaki artı-ürünün realize edilememesi ya da diğer taraftaki ek sermaye oluşturma isteğinin paraya dönüşen artı-değeri bulamaması şeklinde tezahür edebilir. Dolayısıyla her bir kesimde artı-değerin ne ölçüde sermayeye katılacağı, hangi hızda yığılacağı ve hangi teknik koşullarda üretime ayrılacağı, genel pazarın genişlemesinde belirleyici rol oynar.

TAMAMLAYICI DÜŞÜNCELER

Son kısımda, altın üretimi ve kredi sistemi gibi faktörlerin birikime etkisi ele alınır. Altın üreticisinin sattığı artı-ürünün, para-sermaye biçiminde yığılma yaratabileceği; aynı şekilde, kredi sistemi sayesinde geçici olarak atıl duran paranın başka alanlarda yeni yatırımları besleyecek şekilde devreye sokulabileceği belirtilir. Fakat bunun, kapitalist ilişkilerin çelişkilerini ortadan kaldırmadığı, sadece belirli sürelerle ötelediği vurgulanır.

Emek-gücünün kapitalist karşısındaki konumu da ayrı bir önem taşır. Genişletilmiş yeniden-üretim, ek emek-gücü talebini artırır. Bu emek-gücünün kullanım biçimi, ücret seviyesi ve tüketim düzeyi, tüm sürecin dengesini belirler. Sonuç olarak, kapitalist üretim altında para-sermaye ve artı-değer hareketleri, bir yandan yeni yatırım olanakları ve genişleme yaratırken, diğer yandan pazar tıkanmaları veya aşırı-üretim krizlerine de zemin hazırlayabilir.

Bu açıklamalar ışığında, birikim ve genişletilmiş yeniden-üretimin yalnızca sermayeyi büyütmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal dengenin sık sık sekteye uğramasına da sebep olan bir hareketlilik kazandığı görülür. Bütün bu süreç, hem bireysel hem de toplumsal ölçekte sermayenin devinimini anlamak için kritik bir çerçeve sunar.