Platon’un Şölen (Sempozyum) diyaloğu, Sokrates ve arkadaşlarının “sevgi” (Eros) üzerine yaptıkları konuşmaları anlatır. Bu metin, Antik Yunan’daki felsefi ve edebi birikimin doruk noktalarından biridir.
Sohbetin gerçekleştiği akşam, Agathon’un evinde bir şölendir. Yemek neredeyse bittiğinde Sokrates gelir ve sohbete katılır.
Sevgi Üzerine Konuşmalar
Şölende herkes sırayla “Sevgi” üzerine konuşmalar yapmaya karar verir. Sırasıyla Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes, Agathon ve son olarak Sokrates konuşacaktır.
Phaidros’un Sevgi Tanımı
Sevgi, insanlar ve Tanrılar arasında eşsiz bir yer tutan büyük bir Tanrıdır. Eşsizdir. Eşsizdir her bakımdan, hele doğuşu düşünülecek olursa. Bir defa bütün Tanrılardan eski, çok eski olması ne şeref! Eskiliğini şundan biliyoruz: Anası babası yok, ne herhangi bir insan, ne de bir şair kimden doğduğunu söylemiyor. Hesiodos’a bakılırsa, ilkin Khaos olmuş, derken bütün varlıkların oldum olası temeli, koca göğüslü Toprak Ana, sonra da Eros, Sevgi Tanrı…
Tanrıların asıl hoşlandıkları, hayran oldukları şey, sevenin sevgilisine gösterdiği sevgiden çok, sevileni sevene bağlayan sevgidir. Çünkü seven, Tanrılara daha yakındır, özünde Tanrılık vardır.
Bana sorarsanız, insanın daha gençken en büyük nimet saydığı şudur: Sevenin iyi bir sevgilisi, sevgilinin de iyi bir seveni olması. Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yaşatan? Akrabaları mı? Hayır. Şanlar şerefler mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne şu ne bu, hiçbir şey insanı Sevgi kadar güzel yaşatmaz.
Phaidros, sevginin savaş meydanında dahi erdemin ifadesi olduğunu belirtir; Çünkü seven adam sevdiğinin gözü önünde silahlarını bırakıp kaçmaktansa, bütün orduya rezil olmayı, hatta ölmeyi bile hoş görür. Sevgi öyle bir şişirir ki yüreğini, doğuştan yiğitmiş gibi olur. Homeros der ya, yiğitlere Tanrı yürek üflermiş, işte budur Sevgi’nin sevenlere verdiği güç.
Pausanias’in Sevgi Tanımı
Phaidros, bizden tek başına Sevgi’nin övgüsünü istemekle konu iyi bir yola sokulmuş olmadı. Sevgi bir tek olsaydı, peki derdim, ama bir tek değil ki. Olmadığına göre de, hangi çeşit sevginin övülmesi gerektiğini önceden söylemek lazım.
Pausanias, sevgiyi ikiye ayırır: Orta Malı Aphrodite’nin Sevgisi ve Göksel Aphrodite’nin Sevgisi. Birincisi, fiziksel arzulara dayalıdır ve insanın yalnızca bedensel tatmine odaklanmasını sağlar. İkincisi ise ruhani ve entelektüel bir sevgi olup insanın erdemli olmasına yardımcı olur.
Orta malı Aphrodite’ye bağlanan insanın kendisi de orta malıdır, her işini rastgele yapar; bu sevgi aşağılık kişilerin sevgisidir. Bu türlüleri kadınları da delikanlılar kadar severler, sonra da sevdiklerinin bedenlerini canlarından çok severler, üstelik de sevdiklerini çoğu zaman aptallar arasından seçerler, çünkü istedikleri arzularını sonuna kadar götürmektir; bu işin güzelliğine, çirkinliğine bakmazlar.
Sevgililerin birbiri için yaptıklarını biri çıkıp da para, mevki, iktidar elde etmek için yapsa, dileğine varmak için yalvarıp yakarsa, yeminler etse, kapı önlerinde yatsa, hiçbir kölenin katlanamayacağı köleliklere katlansa, dostlarını da, düşmanlarını da karşısında bulur; düşmanları onu dalkavuklukla, el etek öpmekle suçlandırır, dostları da ona sitemler eder, yaptıklarından utanırlar. Oysaki bütün bunları seven bir insan yaptı mı, hoş görülür, hatta gelenek onu ayıplamak şöyle dursun, dünyanın en güzel şeyini yaptığına inanır. İşin garibi, yemin edip yeminini bozduğu zaman bile Tanrıların kendisini hoş göreceği sanılır. Atasözünün de dediği gibi, sevgi yemini yemin sayılmaz. Demek ki Tanrılar da, insanlar da sevene tam bir özgürlük vermişler.
İşte Göksel Aphrodite’ye bağlı sevgi erdem uğruna sevmektir, kendisi de onun gibi göksel, yücedir. Devlet için de, tekler için de bu sevginin değeri büyüktür, çünkü seveni de, sevileni de erdem yolunda kendi kendini aşmaya zorlar. Bundan gayrısı hep öbürüne, orta malı Aphrodite’ye bağlıdır.
Eryksimakhos’un Sevgi Tanımı
Eryksimakhos, sevginin insan bedenindeki ve sanat dallarındaki yansımalarına dikkat çeker. Hekimlik sanatını örnek göstererek şöyle der: Bedenlerin yapısını da bu iki türlü sevgi kurar. Bakın nasıl: Herkes şunu kabul eder ki, bedende sağlıkla hastalık birbirine benzemeyen ayrı hallerdir. Bedende de iyi, yani sağlam olandan yana gitmek güzeldir. Hekimin işi budur.
Ayrıca müzikteki uyumdan örnek verir; Birlik, diyor, kendi içinde ayrılan şeylerin uyuşmasıdır, tıpkı okla yay arasındaki uyuşma gibi. Uyuşmanın bir ayrılma olduğunu, birlik içinde ayrı şeylerin kaldığını söylemek mantığa düpedüz aykırıdır. Önce birbirinden ayrılan alçak ve yüksek sesler var, sonra bu sesler uzlaşıyor ve müzik sanatında ahenk bu uzlaşmaya dayanıyor. Alçakla yüksek ayrı kalsalardı, ahenk diye bir şey olamazdı. Gerçekten de ahenk bir ses birliğidir, ses birliği ise bir uyuşmadır. Ama iki şey birbirine karşı çatışma halinde olduğu müddetçe, bundan bir uyuşma doğmaz, çatışan, uyuşmayan şeyler bir ahenk kuramaz.
Yılın mevsimlerine bakacak olursak, onların düzeninde de hep bu iki sevgiyi görürüz. Demin söylediğim sıcakla soğuk, kuru ile yaş gibi karşıtlıklar düzenli bir sevgiye kavuşup uyuştular, kaynaştılar mı, insanlar, canlılar ve bitkiler için sağlık ve hareket başlar.
Yani, sevgi hem insan bedeninde hem de doğa ve evrensel düzen içinde, ölçüsü belli ve uyumlu olunca erdemin ve güzelliğin ortaya çıktığını belirtir.
Aristophanes’in Sevgi Tanımı
Aristophanes, sevgiye dair mitolojik bir açıklama getirir. İnsan aslında neydi, ne oldu, önce bunu bilmemiz gerek. Çünkü insan her zaman bugünkü gibi değil, bir başka türlüydü. İnsan soyu ilkin üç çeşitti. Şimdiki gibi erkek, dişi diye ikiye ayrılmıyordu, her ikisini içine alan bir üçüncü çeşit daha vardı. Bu çeşidin kendi kayboldu,
Ona göre, insanlar başlangıçta çift bedenli, dört kol ve dört bacaklı varlıklardı. Ancak tanrılar, onların gücünden korktukları için insanları ikiye böldüler. O günden beri herkes, kendi diğer yarısını aramakla meşguldür. Demek ki insanın kendi benzerinde duyduğu sevgi, çok eski bir zamandan kalmadır.
Sevgi bizim ilk yapımızı yeniden kuruyor, iki varlığı bir tek varlık haline getiriyor, kısacası insanın yaradılışındaki bir derde deva oluyor.
Ona göre aşk, insanın bir bütün olma çabasının bir sonucudur. Sevgi dediğimiz şey yaradılışımızdaki bütünlüğü arzulamak, aramaktır. İnsanlar ruh eşlerini bulduklarında ancak gerçek mutluluğu yakalayabilirler.
Agathon’un Sevgi Tanımı
Ev sahibi Agathon, sevginin en güzel ve en iyi tanrı olduğunu söyler. Ona göre sevgi, en genç tanrıdır ve asla yaşlanmaz.
O ne toprak üstünde yürür, ne de pek öyle yumuşak olmayan kafalar üstünde, yürüdüğü ve oturduğu yer dünyanın en yumuşak yeridir: Sevgi yalnız ayaklarıyla değil, her yeriyle her zaman yumuşak şeylerin en yumuşakları içinde dolaştığı için, kendisi de ister istemez incenin incesidir.
Sevginin başına ne gelse, zorla gelmez, sevgi ne yaparsa yapsın, zorla yapmaz, çünkü her insan gönül isteği ile onun emrine girer.
Yiğitlik bahsine gelince, Sevgi ile Ares bile boy ölçüşemez, çünkü Sevgi Ares’e tutulmuş değil, Ares Sevgi’ye tutulmuştur
Her çeşit sanat alanında Sevgi her yaratmanın yaratıcısıdır, çünkü hiç kimse kendinde olmayanı, kendi bilmediğini başkasına ne verebilir, ne de öğretebilir. Dahası var: Bütün canlıların yaratılması işinde sevginin payın kim inkâr edebilir? Onun marifetiyle doğup gelişmiyor mu bütün canlılar?
Sevgi, şiddetten ve zorbalıktan uzak, her şeyin uyum içinde var olmasını sağlayan bir güce sahiptir. Agathon, sevginin estetik ve etik yönlerine vurgu yaparak, onun sanatta, edebiyatta ve felsefede ilham verici olduğunu dile getirir.
Sokrates Sevgi Tanımı
Sokrates bir soruyla başlar: Sevgi kendiliğinden bir başka şeyin sevgisi midir, yoksa, hiçbir şeyin sevgisi değil midir? Ve der: Sevgi bir şeyin sevgisidir. O şeye duyulan bir arzu vardır. Bu arzu o şeyin sevende eksikliğinden kaynaklanır. Yani sevgi bir eksiklikten doğar. İnsan, kendisinde olmayanı arzular.
Sevgi bir tanrı değil insanlar ile tanrılar arasındaki bir cindir. Sevgi her şeyden önce ve her zaman yoksuldur, çoklarının sandığı gibi hiç de öyle ince ve zarif değildir, tersine kabadır, pistir, evsiz barksız, yalınayaktır, açıkta, dağda bayırda, kapı önlerinde, yol köşelerinde yatar kalkar. Babasına çeken tarafı ile de hep güzelin, iyinin peşindedir, yürekli, atılgan, dayanıklıdır, yaman avcıdır, hep tuzaklar kurar, fikirlere, buluşlara düşkündür, ömrü kafa yormakla geçer, bilicilikte, büyücürlükte eşsizdir. Aslında ne ölümlü, ne de ölümsüzdür. Bakarsın, aynı günde bolluk içinde gelişir, yaşar, birdenbire de ölür, sonra yine babasının tabiatı gereği bir çaresini bulup dirilir. Bir şeyin eline geçmesiyle elinden kaçması bir olur. Öylece Sevgi hiçbir zaman ne yokluk içindedir, ne de varlık içinde.
En geniş anlamıyla sevgi her iyi olanı ve bizi mesut edeni arzulamaktır (sevmek, iyinin her zaman için bizim olmasını istemektir). Budur o büyük, o her parmağında bir hüner olan Sevgi. Ama insanlar bu arzuyu başka başka yollara çevirirler, kimi alışverişe, kimi bedenini sağlamlaştırmaya, kimi bilgisini genişletmeye düşkündür. Bunlarınkine sevme, kendilerine seven demiyoruz. Sevginin yalnız bir türlüsüne var gücüyle sarılanlar bir bütüne verilmiş adı alıyorlar, sevmek, sevgi, seven yalnız onlar için kullanılıyor.
İyiyi isteyen ölümsüzlüğü istemek zorunda, çünkü sevginin iyiyi bir an için değil, her zaman için istemek olduğunda anlaşmıştık. Kendi sözlerimizin sonucu bu: Sevgi ister istemez ölümsüzlüğün sevgisidir.
Sırlara yolunca ermek isteyenin daha genç yaşında güzel bedenleri araması gerek. Onu yola koyan, doğru yola koymuşsa, ilkin bir tek insanı sever ve ona söyleyecek güzel sözler bulur. Sonra anlar ki, şu bedende gördüğü güzellik her bedeninkinin eşi, kardeşidir; görüş güzelliğini arayan için bütün bedenlerdeki güzelliği bir tek şey saymamak delilik olur. Bunu iyice anladı mı, bütün güzel bedenleri sever, bir tekine olsun düşkünlüğü gevşer, çünkü artık böyle bir düşkünlüğü küçümser, hiçe sayar. Bundan sonra yapacağı şey, can güzelliğini beden güzelliğinden üstün görmektir. Değerli bir can, bedendeki pırıltısı sönük de olsa, sevgisini coşturmaya yetmeli; ona kendini verip, gençlerin yükselmesi için söylenecek en güzel düşünceleri aramalı, bulmalıdır. Böylece güzelligi ister istemez yaşayış, davranış yollarında görecek, hepsindeki güzelliğin aslında hep aynı güzellik olduğunu fark edecek ve böylece beden güzelliğine fazlaca kapılmamayı öğrenecek. Bundan sonra, girdiği yolun sonuna ulaşarak, birdenbire eşsiz bir güzellikle, güzelliğin özü ile karşı karşıya gelecek. İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an yok mu, sevgili Sokrates işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer! İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, bir tek görünüşüyle Tanrı güzelliğini! Ancak orada güzele yalnız güzeli görecek gözle bakan erdem taslakları değil, gerçek erdemler yaratabilir: Çünkü taslaklara değil, gerçegin ta kendisine bağlanmıştır. Yalnız gerçek erdemi yaratan ve besleyen, Tanrının sevdiği bir insan olabilir, yalnız o insanlar arasında bir insanın erebileceği ölümsüzlüğe erer.
Sevgi, salt fiziksel bir çekim değildir. O, ruhani bir arayış ve bilgeliğe giden bir yoldur. Sokrates’in anlatımına göre, gerçek sevgi güzelliğin ve bilginin en saf haline (Platon ideası veya Tanrı olarak yorumlanabilir) ulaşmaktır.